KENDİNİ TANIMA VE

KENDİNİ TANIMA VE " BENCE " PSKOLOJİSİ


    İnsanı tanıma sanatının en zahmetli mertebesinde sağlık çalışanları oturur. Sağlık çalışanları kendisinden yardım bekleyen ıstıraplı bir insan karşısında hem insanı, hem ıstırabını, hem de ıstıraplı bir insanı anlamak zorundadır. Bunların yanında, daha da zor bir mecburiyet, kendi duygularını ve düşüncelerini tanıyabilmek, muhtemel davranış ve tepkileri hakkında fikir sahibi olabilmek, bazı tahminler yürüterek uygun yönelişlerde bulunabilmektir. Psikiyatri bu alanın, daha çetrefilli bir konumunda yer alır. 

 

Aslını sorarsanız bunu anlatmak belki de daha zordur. 

 

İster sağlıklı ister hasta olsun her birey, aile ya da toplumun ihtiyaçlarını belirleyebilmek, problemlerini tarif edebilmek ve bu çerçevede bakımını gerçekleştirebilmek hem de bu hizmeti sunarken kendi kişiliği ve iletişimiyle ilgili özelliklerinin bu ilişkiye nasıl tesir ettiğinin farkında olabilmelidir. 

 

Bu tarif  kendini tanımayı gerektirir.

İlim ilim bilmektir, 

İlim kendin bilmektir.

Sen kendin bilmezsin,

Ya nice okumaktır?

 

Okumaktan mani ne? 

Kişi Hakkı bilmektir.

Çün okudun bilmedin,

Ha bir kuru emektir.

 

Okudum bildim deme, 

Çok taat kıldım deme.

Eri hak bilmez isen,

Abes yere yelmektir.

 

 

Dört Kitabın manası

Bellidir bir elifte

Sen elifi bilmezsin

Bu nice okumaktır?

 

Yiğirmi dokuz hece

Okursun uçtan uca.

Sen elif dersin hoca, 

Manası ne demektir?

 

Yunus der ki: ey hoca,

Gerekse var bin Hacca.

Hepsinden iyice,

Bir gönüle girmektir.

 

Yunus Emre

 

 

İnsan kendini tanımaz mı?

 

İnsan kendi bedenini fark edebilir, fakat bu toplamda, belki de kabaca denilebilecek bir farkında oluştur. 

 

Kendini tanıma sözüyle, sadece bedenle ilgili bir farkında oluş kastedilmez. Kendini tanıma, bilmenin birçok boyutu vardır. Bu boyutlar geçmiş, şimdiki ve gelecek ile ilgili olarak ortaya çıkar.

 

Kendini tanıma sözüyle, bireyin kendisiyle, düşünce ve duygularıyla ilişki kurması, kendi duygu ve düşünceleriyle ilgili bir anlayışa kavuşması anlatılır. Kendini tanıma işlemi anlık değil sürekli işleyen, dinamik bir melekedir.

 

“Kişi noksanını bilmek gibi irfan olmaz” sözüyle bu konunun bir ciheti dile getirilirken kişinin erdemlerinin farkında olması da bu işlemin dışında tutulamaz. 

 

Kimlik duygusu bireyin “ben neyim, kimim” soruları karşısında bocalamaya kapılmaksızın kendi kimliğini tanımlayabilme, kabullenme durumuna gelmesidir. Kimlik duygusunun fiziksel, ruhsal, sosyal (toplumsal yeri ve rolü, mesleki durumu), kozmik (evrendeki yeri ve rolü) ögeleri vardır. Ancak bu duyguda oldukça bütüncüldür. Kendini tanıma ayrıntılarda da kendi özelliklerinin farkına varma olarak tanımlanabilir.   

 

Mevlana, “Kişi kim olduğunu bilmek isterse kimleri sevdiğine baksın” 

diye uyarır bizleri.

 

Benlik, insanın kendi kişiliğine ilişkin kanaatlerinin bütünü, insanın kendini tanıma ve değerlendirme şeklidir.  Başka bir deyişle benlik kişiliğin öznel yanıdır. Benlik insanın iç varlığını oluşturur. Bu mefhumu daha iyi anlamak için, insanın kendisine sorduğu bazı soruları samimiyetle cevaplaması gerekir. 

 

Ben neyim? 

 

Bu sorunun cevabı olumlu ya da olumsuz olabilir. Çirkinim, akılsızım, öfkeliyim, başkaları tarafından aranmayan biriyim veya akıllıyım, sevimliyim, becerikliyim. Bu soruların cevapları verilirken objektif olunmalıdır. Objektif olunabilmesi için soruyu cevaplarken ki duygu ve düşüncelerimizin sağlıklı olması şartı da aranır.

 

Lügat, bir isim ver bana halimden,

Herkesin bildiği dilden bir isim!

Eski esvaplarım tutun elimden;

Aynalar, söyleyin bana, ben kimim?

 

Necip Fazıl Kısakürek

 

Amaç ve hedefim nedir?

 

Bu soru ile kişi sosyal hayattaki statüsü, rolü ve saygınlığını tespit etmektedir. Yani, benliğinde kendini nasıl görmek istediğini öğrenmek istemektedir. Benliğinde kendini nasıl görmek istediğini, kendisine nasıl bir değer biçtiğini belirlemeye çalışmaktadır. İnsan kendi imkan ve yeteneklerine uygun hedef ve amaçlar belirlediği müddetçe başarılı olur.

 

Fonksiyonalist görüşün öncülerinden William James benliğin 3 temel yönünün olduğunu bildirmiştir:

 

Maddi benlik: insanın kendi bedeni, elbiseleri ailesi, malı mülkü onun maddi benliğini oluşturur.

Sosyal benlik; insanların birbirleriyle etkileşimi sonucu oluşur. Bu etkileşim ile ortaya çıkan diğer insanların bizim hakkımızdaki düşünceleri ve değerlendirmeleri sosyal benliğimizi oluşturur. 

Ruhsal Benlik; Ruhsal aygıtın en olgunlaşmış parçası olarak karşımıza çıkar. Bir başka deyişle; ego. 

 

Ruhsal benliğin içgüdü ve dürtülerden kaynaklanan güdüleri denetlemek, engellemek, düzenlemek, çevredeki insan ve nesnelerle bağlantı kurmak, gerçeği tanımak, denemek, anlamak, gerçeğe uyum sağlamak, çevreden gelen tesirleri sınırlamak, sıralamak ve zamanlamak, kavramları algılamak, saklamak, karşılaştırmak, yargılamak, sonuç çıkarmak gibi görevleri vardır. 

 

Duygularımızı tanımamız davranışlarımızı tanımamızdan daha güçtür. İçteki gerçek duyguları heyecanları ve tutumları belirten beden dilidir. Bedeninin dilini anlamaya başlayan kişi hayat tarzıyla ilgili daha yerinde kararlar verebilecek duruma gelir. Hoşlandığınız ve hoşlanmadığınız durumları düşündüğünüzde bedeninizin farklı mesajlar gönderdiğini fark edebilirsiniz. Bazı durumlara yönelik düşünce duygu ve inanışların farkında olunması bu düşünce duygu ve inanışların profesyonel davranışlarınızı engellemesine, bozmasına izin vermememizi sağlar.

İnsanın düşünme hissetme, algılama gibi ruhsal faaliyetlerinin tümü ruhsal benliği oluşturur. Carl Rogers benlik bilinci kavramı üzerinde durur. Rogers'a göre insanın kendisiyle ilgili düşünceleri, algılamaları ve kanaatleri onun benlik bilincini oluşturur.

 

Benlik saygısı, hayatın ilk dönemlerindeki tecrübeleri ve genetik altyapıyla şekillenmekte; beden imajı, cinsel stabilizasyon, kişisel kimlik ve etkin bir mizaç kontrolünün birleşiminden oluşmaktadır .

 

Bireyin kendilik değerini tam olarak kavrayabilmesi, kaynakların aşınmasıyla ortaya çıkabilecek gereksiz kayıpları veya bireye karşı olabilecek tehlikeleri önleyebileceğinden uyuma yöneliktir. Pek çok stres oluşturan yaşantı sosyal çevrelerde risk-kar hesaplamalarının bozulmasına veya kişisel değerin azalmasına ve /veya azalmış olarak algılanmasına  yol açabilir.

 

William James benlik saygısı kavramını dile getirmiş ve şöyle formule etmiştir.

 

Benlik saygısı = Başarı / istekler

 

Bütün bu kavramlar arasında kişilikten de bahsetmek lazımdır. Kişilik çoğunlukla bahsi geçen bu kavramların bileşkesi gibidir. Kişilik te bireyin kendisine hastır. 

 

Kısacası kişilik kompleks ve biriciktir!

 

Alport, kişiliği, kişinin çevresine, kendine özgü uyumunu belirleyen, psikofiziksel sistemlerin, bireye has, dinamik organizasyonu olarak tanımlamıştır. Kişilikle ilgili tüm tanımlamaların ortak yönü işlevselliktir. Organizmanın ruhsal uyumuna ve motivasyonuna odaklanılmıştır. Kişiliğin temel fonksiyonu; hissetmek, düşünmek, algılamak ve bunların amaca yönelik davranışları yapabilmek için birleştirerek çalıştırılmasıdır.

 

Kişiler, kendi yaptıklarını bir biçimde kendileri bilebilir ve  bu yaptıklarıyla ilgili olarak kendilerini saklarlar. Böylece davranışlarıyla ilgili olarak ancak kendileriyle hesaplaşıp yüzleşebilir yada bunu yapmaz/yapamazlar.  Kişiler kendileriyle yüzleşip hesaplaşabildikleri zaman vicdanın imkanı ortaya çıkar. 

 

Gerektiğinde vicdan,

 

“Yüksel ki yerin bu yer değildir

Dünyaya gelmek hüner değildir” diyebilmelidir.

 

“Bence” lafını pek çok kişi kolay söyleyemez. Hasılı biraz cesaret ister. Korkaklık bunu engeller. Bilgi cesareti desteklerken, cehalet korkaklığı destekler. “Cahil cesareti” lafı ise ahmaklığa veya küstahlığa işaret eder. 

 

“Bence” diyemeyen insan, çoğu kere korkak ve/veya yalancı konumuna düşer. Nezaket ve tevekkül ehli sussa da bu duruma düşmez. Bence güzel. Sadece senin algı duygu istek ve tecrübelerine göre güzel. Bence değerli; sadece senin algı, duygu, istek, durum ve tecrübelerine göre değerli... 

 

“Bence”  diyemediği zamanlar insanın ne kadar cesur ne kadar bilgili ne kadar etkili yada ne kadar önemsiz olduğunu hiç tartma imkanı veya şansı olabilir mi? Hasılı kendini tanıtma yada tanıma imkanı ortaya çıkar mı? Kendini tanımayan yada tanıtmayan kimse karanlıktadır...Karanlığın, istisnalarını bir yana bırakırsak, sevimli olduğunu kim iddia edebilir. Halbuki aydınlık öyle midir? 

 

Bence demenin hiç bir kriminal tarafı da yoktur. Değeri olmayabilir, yeri olmayabilir, yanlış ya da tatsız olabilir, ancak asla suç değildir. Zira benim sözüme canı isteyen itibar eder, istemeyen etmez. Bu sadece benim izlenimimdir. Çünkü sözümde dayatma, zorlama ve özgürlüğü kısıtlama yoktur. Olmaması da farzdır. “Leküm diyniküm veliyedin”. 

 

Aklının içini okuyamadığın için, başkasının aklına veya gönlüne istesen de dayatamazsın. Bence demesine izin vermezsen doğrunun (tabii ki sadece kendine göre) karşısında olduğu izlenimini verirsin karşındakine. Bu da senin doğrudan yana olmadığını, eğer ben doğruysam senin doğruya karşı olduğun düşüncesini üretecektir. 

 

Hiç kimse kendi anlık düşüncesine iradi olarak hükmedemez. Düşüncenin hızlı belirleyicisi tecrübeler ve o anda kişinin çevresindeki eşya ve olaylardır.   Başka bir ifadeyle, kişinin algılama şekli bunu belirler. O “bence” ye kızmaya kimsenin hakkı yoktur. Buna hiç bir akıl suç diyemez. Benim o an da aklıma gelen benim algılama ve yargılamamın sonucudur ve başta belirtilmiştir; “BENCE”.

 

Bütün bunlar fikrin sorulduğu zaman veya fikir beyan etmen gerektiğinde geçerlidir. Gerekliliği ise şartlar belirler.

 

Bazıları da “sen kimsin” sorusunu çok kolay sorarlar. Bence, “sen kimsin” sorusunu kullanmak;

 

Karanlıkta veya yalnız, tehlikeye açık bir yerdeyken yaklaşan bir tehdide karşı seni gördüm demek,

Gözü kapalı yada görmeyen bir kişinin, yanındakinin gerçekte kim olduğunu öğrenebilmek için,

Kapıyı çalan davetsiz bir misafiri tanıyabilmek maksadı dışında kullanımı çok akıllıca olmaz. Bunlara belki bir iki şey daha eklenebilir.

 

“Sen Kimsin” i birisini aşağılamak için kullanmak ne ola ki? 

 

Hiç! 

 

Zira insan yaratılanların en şereflisidir. Sadece insan olmak bu sorunun muhatabı olmaya engeldir. 

 

Bütün bunlar karşısında özgürce “ben” diyebilen alkışlanmalıdır...

 

Bir yazarımızın, bir genç aradığında sağına soluna bakmadan “ben” diyebileni tarif ettiği gibi. 

 

Velev ki şeytan “ben” dedirtmesin!

 

Bence böyle. 

 

Esen kalın...

 

Kaynaklar

 

1. James, William. The Principles of Psychology. Cambridge, MA: Harvard University Press, 1890.

2. Namık Kemal, Namık Kemal'in Şiirleri, Hazırlayan: Vasfi Mahir Kocatürk, Edebiyat Yayınevi, Ankara, 1966. 

3. Cüceloğlu, D. . İnsan ve Davranışı. 5. Basım. İstanbul: Remzi Kitabevi, 1994

4. Kısakürek, NF, Çile, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 1999. 

5. Cüceloğlu, D., İnsan ve Davranışı: Psikolojinin Temel Kavramları, Remzi Kitapevi, 16.Basım, İstanbul, Ağustos 2007.

6. Keleş E ve Erul B, Yunus Emre Divanı, Diyanet İşleri Başkanlığı Ankara 2012.

7. Platon(Eflatun), Sokrates'in savunması, Çev. Füsun Dikmen, Ayrıntı Matb. Tutku yayınevi, Ankara 2015.

8. Rogers C, Self-Actualization Theory In: Theories of Personality eds. Schultz DP and Schultz E, Chapter 10; p:271-290,  20 Channel Center Street Boston, MA 02210 USA 2015

9. Zuroff DC, Was Gordon Allport a Trait Theorist? Journal of Personality and Social Psychology, !986, Vol. 51. No. 5,993-1000.

 

 

 

Google+ WhatsApp