HER TÜRLÜ İÇ VE DIŞ USTACA HAZIRLANMIŞ PLÂNLARA RAĞMEN

HER TÜRLÜ İÇ VE DIŞ USTACA HAZIRLANMIŞ PLÂNLARA RAĞMEN


    Çağımızda akıl, özellikle uluslar arası siyasette daha çok öncelikli bir konumdadır. Akıl her zaman ön plânda olmuştur. Akıl, İnsanın varoluşunun önde gelen özelliğidir. Onsuz hiçbir şey yapılamaz. İnsan düşünen hayvan,  alet kullanan hayvan olarak tarif edilmiştir. Özellikle materyalist zihniyetler bu tür insan tariflerinden pek hoşlanırlar.  Akıl, sadece mekanik olarak ele alınırsa, insanın varoluşunun sebebi hikmeti anlaşılamaz ve insanın tarifi eksik kalır. Çünkü akıl, aynı zamanda insanın düşünen, plânlayan, problem kuran ve onu veya başkalarının kurduğu problemleri çözen; bir başka ifadeyle oyun kuran ve oyunu bozan bir varlık olmasının bir niteliğidir.

İnsanın tarih sahnesine çıktığından beri süregelen serüvenine bakıldığı zaman, bunları ve daha pek çok yaptığı işleri, bıraktığı izlerden ve kurduğu kaybolmuş ve sürmekte olan kültür ve medeniyetlerden anlamak ve görmek mümkündür.

Şu an çevremizde cereyan eden siyasî, ekonomik, teknik ve her türlü sosyal olaylar insanın bu özelliğinin bir göstergesinden başka bir şey değildir. Bütün bunlar, tarih tekerrürden ibarettir; eğer ibret alınsaydı tekerrür etmezdi görüşünün bir doğrulayıcısı görünümündedir.

Ancak dünün hırs, intikam, barbar, vahşi savaşlarının yerini bugün daha akıllıca, daha kurnazca ve hince düşünen plânlar ve projeler almıştır.

19. yüzyılın sömürücü düzeni yer işgal ederek oralara valiler atayarak sömürme yöntemini bırakmıştır. Bizzat işler, sömürücülerin adlarına çalışacak yetiştirilen bağlılarına bırakılmaktadır. Aynı zamanda sömürülecek ülkeler sömürücülere ekonomik yönden bağımlı hale getirilmektedir. Bu ülkeler bir yandan askerî, diğer yandan kültürel bakımdan sömürgeci ülkelerin yanlısı oluyorlar. Zaman zaman bazı ülkelere uyguladıkları ambargolarla küçük veya zayıf ülkeleri korkutarak onları kendilerine kayıtsız şartsız bağlı hale getiriyorlar. Burada her şeyden önce dengesiz bir güç kullanıyorlar. Oysa bu emperyalist ülkeler başka ülkeler kendi iç işlerinde terör örgütlerine bir müdahalede bulunduklarında dengesiz güç kullanıldı diye yaygara kopararak dünya insanları üzerinde algı operasyonu uyguluyorlar ve ayağa kaldırıyorlar.

Bu güç odakları Türkiye’nin çevresinde bir ateş çemberi oluşturuyor ve dünya buna seyirci kalıyor. Türkiye tek başına bununla mücadele etmek zorunda kalıyor veya bir iki ülkeyi yanına alabiliyor. Teröristlerin gece kulüplerine saldırdığı ve birçok kişinin öldürüldüğü ülkeler nerede? Onlar sadece dünya insanını aldatmak için sadece sözde insan haklarından konuşurlar. Çünkü Türkiye’nin çevresin oluşturulan yangın çemberi çok ustaca plânlanmıştır. Bu tür olaylar karşısında insanları ve ülkeleri duyarsız hale getirme bu hazırlanan plânların içinde mündemiçtir. Dedim ya bugün savaşlar çok çok akıllıca plânlarla uygulanıyor.

Dün için geçerli olan “böl, parçala ve yut” düsturu bugün de geçerlidir. Yine aynı oyun oynanıyor. Başka devletlerin, özellikle çok zengin yer üstü ve yer altı kaynaklara sahip İslâm ülkeleri ve bilhassa kadim medeniyetlerin bulunduğu Orta Doğu ülkelerinin gelişmesine ve güçlenmesine karşı olan şer devletler veya güçlü kurnaz çıkar güç odakları, Türkiye’nin güçlü bir devlet olmasını asla istemezler. Onun için en azından yüz yıldır emperyalist devletlerin tümü Türkiye ile uğraşıyor; Türkiye’nin yaptığı her ileri hamleye hemen bu güçler karşı çıkıyor. Unutulmamalıdır ki “it ürür, kervan yürür”. Artık Türkiye önünü görüyor ve bu engelleri bir bir yok ederek yoluna yürümektedir ve bu yürüyüşünü sürdürecektir. İçte ve dışta bu yürüyüşü kimse durduramayacaktır. 

Google+ WhatsApp