ANKARA MECLİSİ İLE BAŞKENT ANKARA PLATFORMU’NUN BİRLEŞİK TOPLANTISI BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ

ANKARA MECLİSİ İLE BAŞKENT ANKARA PLATFORMU’NUN BİRLEŞİK TOPLANTISI BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ

* ANKARA KONAĞI büyük toplantı salonunda yapılan buluşmaya katılanlar tanışıp kaynaşmanın ötesinde görüş ve düşünceleri ile önemli mesajlar verdiler. 18.Dönem Erzurum Milletvekili Mehmet Kahraman, “ Bu toplantıları yaparak toplumumuza ışık tutuyorsunuz, Böylesine önem ihtiva eden toplantıların yapılması her bakımdan büyük önem ihtiva etmektedir. Birçok sefer gelip konuşmalar yaptım, sizlerin nasıl birlik-beraberlik içinde olduğunuzu gördüm ve son derece mutlu oldum. Güzel çalışıp fikir üretiyorsunuz, Boş durmak bize yakışmaz. Gayretinizi destekliyor ve toplantıya katılan tüm arkadaşları takdir ve tebrik ediyorum “ dedi.

      Toplantının açış konuşmasını yapan Mehmet Akyol, “ Ankara Meclisi yalnız Başkente münhasır bir kuruluş değil, şu an itibarı ile genel olarak 300 civarında idari mekanizmada görevli arkadaş kadrosuna sahip, yani Türkiye’ye şamil bir teşkilat konumunda “ dedi. Başkent Ankara Platformunun kuruluş amaçlarına da değinen Akyol şunları söyledi:  “ Başkent Ankara Platformu, Anadolu’dan gelip Ankara’yı yurt edinen, ancak doğduğu yeri unutmayan, vefalı insanların lider konumunda olan arkadaşların bir araya gelerek hayata geçirdiği bir teşkilattır. Bu teşkilatın önem ihtiva eden özelliklerinden birisi de Anadolu’ya gönül vermiş dava adamlarının bu kuruluşun idari mekanizmasında rahatlıkla-hiçbir çekince olmadan- görev alabilecek olmalarıdır. Son günlerde Anadolu’nun birçok yöresinde bazı arkadaşlarla davetlere katılıyoruz. Oralarda yaptığımız konuşmalarda verdiğimiz mesajları buradan da vermek istiyorum;  Anadolu’un hasleti idari mekanizmaya yansımadan Türkiye’de tam anlamı ile huzur ve sükun sağlanamaz.”   

    Akyol’un konuşmasından sonra davete katılanlar teker teker tanıtıldıktan sonra isteyen herkese söz verildi. Söz alıp konuşanlar arasında  Haymanalı Türkmen Beyi Mustafa Kocaer, Çankırı Dernekler Birliği Başkanı ve Başkent Platformu Kurucular Kurulu Üyesi Yunus Öksüz, Prof.Dr. Ali Çayköylü, Ankara Kulübü Yenimahalle Şube Başkanı Hamit Başkaya, Ankara Kulübü Etimesgut Şube Başkanı, Bayram Kocaman, İlim ve İrfan Adamı Eğitimci-Yazar Hüseyin Kazan ve daha birçok katılımcı birer konuşma yaparak birlik-Beraberlik mesajı verdiler. Toplantının kapanış konuşmasını ise kuruluşların lider ismi Emekli Vali Abdulkadir Sarı yaptı.

    Konuşmacı konuk olarak toplantıya iştirak eden Eğitimci-Yazar Hüseyin Kazan yaptığı konuşma ile iştirakçilerin gönüllerini fethetti. Hüseyin Kazan konuşmasında şu mesajları verdi : 

Değerli Hâzirûn,

Ülkemiz, dünden bugünlere gelindiğinde en fakir olduğu, en yoksulu olduğu ve hasretini çektiği gereksinimi; eğitimde başarısızlığımızdır. Değerlerimizi bilmiyoruz, ahlakî hiçbir eğitim seferberliğimiz ülke olarak yoktur. Eğitimde millî ve manevî değerlerin neslimizin hayatında kalıcı davranışlara dönüşmesi amacıyla okullarda yapılandırmacı eğitimin ete kemiğe bürünemediğini itiraf etmek durumundayım.

     Özellikle merhametten yoksun bir yapılandırma; topu taça atan, acımasız, hodgam, umarsız bir neslin yetişmesine neden olmuştur. Yaratıcımız besmelede; “Rahmân ve Rahîm” sıfatlarını bize öğretir ve bizi merhametli olmaya davet eder.

    Bir toplumda merhamet eğitimi olmadan, hak ihlallerinin önüne geçilemez ve adaletten de söz edilemez. O toplumda, “şımarık dindarlar” yetişir ve bireylerde “din yorgunluğu” peydah olur. Estetik, duygu ve hayal eğitimi de en önemli yapılandırmalardan biridir. Mimariden, ekonomiye, halkla ilişkilerden aileiçi münasebetlere kadar davranış gelişiminde önemli bir mihenk taşı dayanışma ahlakı ve eğitimidir. İrade eğitimi vermeden toplumlara sorumluluk bilinci veremezsiniz. Takva, “sorumluluk bilinci” demektir. Oysa bunu Allah korkusu diye tanımlanması korkunç travmalara neden olmuştur bireylerde... Evet, insanımız gün geçtikçe bencilleşmektedir ve toplum fertlleri acımasızlaştırılmaktadır. İhsan kavramını, Allah’ı görüyormuşcasına ibadet etmek diye anlattılar maalesef. Oysa sorumluluğu yerine getirmek demektir bu.

     Sorumluluklarını yerine getirmeyen Ebu Cehil de namaz kılıyordu ve bilgili kişilerdi. O ve onun gibiler, fakiri eziyor ve sömürüyor, insanlara faiz uygulayıp yetimi itip kakan emek hırsızlarıydılar. Onun için Mâûn suresi’nde “yazıklar olsun o namaz kılanlara” cümlesi yer almaktadır. Namaz, farsça bir kelimedir; Arapça olarak buna salât denilir. Salât aslında “sosyal destek” anlamına gelir, “dua” anlamına da gelir. Bu ibadet bize saygı ve hak eğimini verir. İbadetlerimiz bizi adam etmez hâle gelmiş maalesef. Emevî din dili, bizi büsbütün arabesk ve fatalist bir hâle getirmiştir. Düşünebiliyor musunuz, Allah resulü zamanında Cuma hutbeleri namazdan sonra idi. Emevi sultanları ne yaptı? Kendi icraatlarını halkın dinlemesi için hutbeyi namazın önüne aldılar, yaptıkları zulüm icraatları dinlensin diye…

       Her şeye takdir-i ilâhî diyerek kendi icraatlarını meşru gördüler, susun ve hiçbir şeye karışmayın dediler halka… Suskun halk bir daha kendine gelip de hak ve hukukunu arayamaz oldu. Hz. Ömer zamanında bir kadın Cuma namazında hutbe dinlerken, “Ey mü’minlerin emiri! Bize devlet hazinesinden yarım parça kumaş düşmüşken siz tam parça kumaş almışsınız üzerinize giysi diktirmişsiniz…” diye itiraz edince; o da şunu söylemiştir: “Oğlum Abdullah kendi payına düşen yarım parçayı bana verdi ve benim payıma düşen yarım parçayı da birleştirdim kendime giysi yaptırdım…”     

         Evet, halkına hesap vermiştir. Ekonomi ahlakı bunu gerektiriyordu.  Zaten din, “halkların eşitliği ve haklarını savunmak” demekti. Bunu sahabe biliyordu. Bilâl-i Habeşî, “ehad, ehad!” diye bağırırken, müşrikler niçin kızıyordu? Çünkü ehad, “halkların eşitliği” demekti. Eşitliğin olmadığı o toplum için çok tehlikeli bir cümleydi müşrikler nezdinde… “Allahü Ekber” diye ezanda günde beş vakit duyulan bu cümleyi herkes şöyle anlıyordu; “sömürüye ve emek hırsızlığına hayır ve hak ihlali olursa o ihlali gerçekleştiren sömürü hortumlarını keseriz!” Kelime-i Tevhîd’i haykıran sahabe, “esaretten hürriyete!” diye bunu hep deklare ediyorlardı. Bununla müslüman olunabiliniyordu. Şimdi biz ezanlar da böyle anlamları anlıyor muyuz? Haklarımızı arıyor muyuz hortumculardan…         İradeleri zedelenmiş bir toplum, köledir. Bu köleliğe razı olmayan emekten yana olan fakir insanlar faizle cinnet geçirecek hâle getiriliyordu cahiliyye yaşamında…

      Fakir, zenginden borç aldığında faizini ödeyemediği için Ebu Cehil gibi zalim müşriklerce adamın çocuğunu ve özellikle kız çocuğunu alıyorlar rehine gibi ve evine icra geliyordu fakirin… Mekke pazarında cariye olarak çocuklarını zalim müşrikler satıyorlardı. Baba, bu durum karşısında cinnet geçiriyor ve “sana çocuğumu vermektense toprağa gömerim daha iyi!” diyerek büyük bir tepki gösteriyordu o pedofili toplumunun hedonist cahiliyyesine… Evet, bazıları gerçekten böyle tepki göstermekle yetinirken, bazıları da gerçekten toprağa gömüyorlardı. Kur’an da tam bu esnada vahiyleriyle pasaj pasaj damla damla gönderiliyordu. Bu olay bir vahiy patlamasıydı adeta; tazyikiydi birlikte böyle bir olay sonrasında… Şimdi burada zalim olan baba mı yoksa buna vesile olan müşrikler mi? Tabi ki müşrikler! Bize müşriklerin koştukları şirkin inançla ilgili olduğunu öğrettiler maalesef, oysa şirk, emek hırsızlığının adıydı, inançla alakası bile yoktu.

     Tevhîd, emeğin savunulmasıydı. O zaman “kim emek hırsızlığı yapıp hak ihlali yaparsa müşriktir” demek daha yerinde olacaktır. Allah’ın elçisi imanı, yani güveni bize öğretmiştir, çünkü güven tek kullanımlıktı; imancılığı değil… İman bir enerji vermekti ve yardımlaşmacı bir toplumu inşa etmekti, imancılık ise imanı tasdikten ibaret sayıp her şeyi yaratıcıdan isteme refleksiydi. Oysa yaratıcı hepimizin ödev ahlakına sahip olmamızı istemektedir. Kur’an’da ön öncelikli iman esası adalettir. Adaleti egemen kılmadığınız yer iman toplumu değildir.

    Ahlak, en önceliğimiz olmalıdır. Özellikle Kur’an’ın yüzde sekseni ödev ahlakından ve özellikle ekonomi ahlakından söz eder. Bunu yerine getirmeyenlere Kur’an müşrik der. Hayal, duygu, irade, ibadet, adalet ve erdem eğitimi öncelenmeliydi şu dönemde… Yani insanlara öncelikle bunlar öğretilmeliydi… Merhamet (Sevgi, Duygu ve Hayal Eğitimi), İtimat (Bilgi, Akıl, Güven ve İnanç Eğitimi); (Estetik, Saygı, Sürekli İyileştirme ve Yardımlaşma Eğitimi), İrade (Kararlılık ve Sorumluluk Bilinci Eğitimi), Adalet (İnsan, Hayvan, Çevre Hakları Eğitimi ve Dürüstlük-Emeğe Saygı Eğitimi), Ahlak (Erdemli Birey ve Toplum Eğitimi) müfredatımızda yer almalıydı… “Önce Saygı” diyerek eğitime, “gülen bir ciddiyet”in kazandırılması; “ilgi, sevgi ve heyecan”ı da motive ederek beraberinde getirecektir. Vahiy, temel olgusal gereksinimimizdir ve akla rehberlik eden “çok özel bir bilgi”dir. Bu bilgi, “fıtratımıza” hitap eder.

      “Vahiy kültürü”, hayâlimizin gelişiminde hem bilişsel hem de duyuşsal gelişimimize katkı sağlar. îsâr, diğerkamlıktır. Bununla “Zihinsel gelişime verdiği disiplin” sayesinde “duygularımız” daha çok denetlenebilir olacaktır. “Şecaat, iffet, adalet ve hikmet”in itidalde olması; “faziletin gelişmesini” sağlayacaktır. Böylece ifrat ve tefritten uzaklaşıp “reziletten” arınmış olunacaktır. İrade beyanıyla “sorumluluklar temellenecek”, ahlaki duyarlılık vahiy ve akılla geliştirilecektir. İbadet kazanımıyla “dünya ve hayat imar edilecek”, yaratıcının “razı olduğu bir kul” olup cenneti hak edecektir.

     Takvâ (sorumluluk bilinci) bireyin davranışlarına pozitif bir yön verecek ve toplumsal gelişime de katkı sağlayacaktır. Adaletin sağlanmasında; merhametin, vicdanın katlanarak eğitilerek hak ve hukukun gözetilmesi, “kul ve çevre hakkı bilincini” de ortaya koyacaktır. İhsân (sorumluluk bilincinin yerine getirilmesi) erdemli bir toplumda tüketici değil, yardımlaşmacı bir ortamı oluşturacaktır. Birlik ve beraberlik, dayanışmanın güçlendirilmesi birliktelikle saf olup güçlendirilecektir. Sonuçta insan olma girişimimizin huzura dönüşmesi yaratıcımızı razı edecektir.

     Şu kavramları mutlaka içselleştirmek zorundayız: “Sevgi, sorumluluk, saygı, hoşgörü ‐ duyarlılık, özgüven, empati, âdil olma, cesaret, liderlik,  nâzik olmak, dostluk, yardımlaşma, dayanışma, temizlik, doğruluk - dürüstlük aile birliğine önem verme, iyimserlik, estetik duyguların geliştirilmesi, misafirperverlik, iyilik yapmak, çalışkanlık, paylaşımcı olmak, şefkat – merhamet, selamlaşma, alçakgönüllülük, kültürel mirasa sahip çıkma, fedakârlık gibi özellikleri kazanmak…” Pandemi döneminde yalnızlaştığımız bir vakıadır. İnsan insanın kurdu olduğu bir süreci bu dönremde daha da çok yaşadık. Eskiden birbirimize mektuplar yazardık; “Büyüklerimin ellerinden küçüklerimin gözlerinden öperim!” diye başlardı dizeler.

      Bunları unuttuk ve “Z” kuşağı bunları hiç duymadılar. Karpostallar gönderirdik 70’li yıllarda birbirimize, bunu da neslimiz bilmiyorlar. Model kişilerle söyleşiler yapılırdı. Eğlenceli ve eğitici oyunlarımız vardı köylerimizde ve mahallelerimizde… Erdemli rekabeti önceleyen mini yarışmalarımız olurdu hep akrabalarımızla çevremizle. Kimse kimseyi kırmazdı. Köylerimizde herkesin kardeşliği vardı, ölene kadar birbirlerine hep destek olurlardı, şimdi ise kardeş kardeşe; “Ne mezarıma gel, ne de seninle aynı safta namaz kılmak nasip olmasın!” diyecek kadar ayrışıldı….

     Aile içi iletişim ve iyi örneklerimiz vardı çevremizde… Bizi yaşanmış başarı ve motivasyon hikayeleriyle donatan öykülerimiz vardı dedelerimizden kalan... Kendimizi güçlü ifade edebilmek için güçlü hitabelerimiz, girişimciliğimiz vardı. Âdâb-ı Muâşeret kurallarını köylümüz köy odalarında her akşam İmam-ı Birgivî’nin ahlak kitabı olan “Muhammediye”yi okurdu. Alah resulüne saygıyı güclendirmek için “Kara Dâvûd” okurlardı. Bunun yanında “Mızraklı İlmuhal”lerini köylümüz ihmal etmezdi… Çevre koruma bilinci vardı köylemizde. Bizim köyde imece usulü dayanışmalar vardı hatırlarım hep. Ama sonrasında ne oldu? Bilahare kılınan Cuma namazında imam hutbede “Hayvanlarımıza, mallarımıza sahip zıkalım mallarımız bostanlar giriyor!” denildiğinde buna cami cemaati homurdanıyordu ve itiraz ediyordu maalesef… İmam doğru bir hutbe okuyordu ve köyde de böyle hutse okunur zaten… Hak ihlalleri nerede oluşuyorsa onu hatırlatıldı. Zaten Osmanlıda âlim Mehmet Zihni Efendi, Risâle-i Câmî ve’l Cum’a adlı eserini sadeleştirmiştim 1980 yılında Süleymaniye kütüphanesinde.. Orada diyordu ki önsözünde, “Cuma, halkın devletini haftada bir gün sorgulayabildiği gündür, devlet icraatlarını anlatır halk da ya biat eder, yani refere eder; ya da karşı çıkardı...”

      Zaten Cuma’nın asıl yönüyle anlamı da buydu. Osmanlıda beş vakit namaz kıldıran imamlar Cuma kıldırmazdı, devletin yetkili bir mercii gelir, cuma imamları gelirler onlar kıldırırlardı. Halkın talepleri haftalık olarak alınırdı bu günde… Yani haftalık referandumdu bu… Amaç nedir? Hiçbir şekilde emekler zayi olmasın, hiç kimse emek hırsızlığı yapılmasın, haksız uygulamalara yol açılmasındı… Bazı köylerimizde medreseler vardı. Bizim köyde de bir medrere vardı. Orada bir çok ilimlere dair kitaplar okutulurken en önemli ahlak kitapları olarak da şunlar okutulurdu:

     “Abdullah b. Mübârek, Kitâbü’z-Zühd ve’r-reķāiķ, Ahmed b. Hüseyin el-Beyhakī, el-Âdâb, Buhârî’nin el-Edebü’l-müfred (Ahlak Hadisleri), Câhiz, el-Meĥâsin ve’l-eżdâd, Devvânî, Ahlâk-ı Celâlî, Ebû Nasr et-Tabersî, Mekârimü’l-ahlâķ, Hâris el-Muhâsibî, er-Riâye li-hukukıllâh, İbn Hazm, el-Ahlâk ve’s-siyer, İbn Miskeveyh, Câvidân-hıred,, İbnü’l-Mukaffa, el-Edebü’l-kebîr, İbnü’l-Mukaffa, Kelîle ve Dimne (Beydaba), İmam-ı Birgivi, Tarikat-ı Muhammediye, İmam-ı Mâverdî, Ahkamu’s-Sultaniyye, İmam-ı Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihin (Müttefekun Hadisler), Kınalızâde Ali Efendi’nin Ahlâk-ı Alâî’ ve Nasruddin-i Tûsî, Ahlâk-ı Nâsırî gibi…”

     Ekonomi ahlakını önceleyen bu ahlak kitaplarımız tarihin tozlu raflarında kaldı maalesef… Bu dönemde mağduriyetimiz ise eğitimde ıskalanan, ekonomi ahlakıdır…

Toplantıdan sonra topluca BAŞKON Kurucular Kurulu Üyesi Denizli’nin Güney İlçesi Kaymakamı Osman Acar’ın düğününe iştirak edildi. (Haber ve Fotoğraflar Saime Halaç )

Tespit edebildiğimiz kadarıyla toplantıya katılanlar arasında şu isimler yer aldı. 18.Dönem Erzurum Milletvekili Mehmet Kahraman,  Türk İdareciler Derneği Genel Başkanlığı, Van, Hatay, Bingöl  Valiliği yapan Ankara Meclisi’nin lider ismi Emekli Vali Abdulkadir Sarı, Prof.Dr. Ali Çayköylü, Doç.Dr. Hasan Işıklar, Ali Çakıryılmaz, Ali Göker, Nuran Atakul Tok, Erkin Sabit, Hüseyin Kazan, Bayram Kocaman, Erkin Sabit, Savaş Karataş, Zeki Durmaz, Ekrem Ercan,Veysel Özdemir, Saime Halaç, M.İhsan Güler, Aydin Öksüz, Mehmet Demirtaş, Hamit Başkaya, Durali Buluk, Fikret Aydın, Erdoğan Çalışıcı, Ali Sancar, Mustafa Kocaer, H.Hüseyin Akbulut, Mualla Korkmaz, Mehmet Kahraman, İhsan Ataç, Meral Asiler, Sevgi Palancı, Halim Arıoğlu, Hikmet Yüksel, Hasan Erdoğan, Ali Yıldırım, Cemal Şahin, İbrahim Murat Kubat, Abidin Yıldırım, İbrahim Yıldırım, Nursel Kaya.  

Google+ WhatsApp

Bu Yazı ve Haberle ilgili yorumunuz...