ANKARA İÇİN BU DA BENİM ÇILGIN PROJEM

ANKARA İÇİN BU DA BENİM ÇILGIN PROJEM

Nüfus kayıtlarımız hangi ilde olursa olsun, doyduğumuz, yaşadığımız şehir Ankara olunca artık hepimizde Ankaralıyız. Kaderimiz, kederimiz, neşemiz, hüznümüz hep bu şehrin şartlarında gizli. Evimiz, ocağımız burda tütüyor, oyumuzu burada kullanıyor, başkanımızı, vekilimizi buradan seçiyoruz. Sefaletten safahata ulaşabilme arzusuyla tüm yatırımları buraya umuyor, dünyanın en güzel şehri bura olsun istiyoruz.

        Nüfus kayıtlarımız hangi ilde olursa olsun, doyduğumuz, yaşadığımız şehir Ankara olunca artık hepimizde Ankaralıyız. Kaderimiz, kederimiz, neşemiz, hüznümüz hep bu şehrin şartlarında gizli. Evimiz, ocağımız burda tütüyor, oyumuzu burda kullanıyor, başkanımızı, vekilimizi burdan seçiyoruz. Sefaletten safahata ulaşabilme arzusuyla tüm yatırımları buraya umuyor, dünyanın en güzel şehri bura olsun istiyoruz.

    Seçim-geçim, oy-rey demişken, seçtiğimiz vekillerden, belediye başkanlarından, encümen üyelerinden, muhtarlardan, azalardan çok şey umuyoruz ummasınada, onları seçerken ekiplerine, liyakatlarına yada projelerine bakıyormuyuz acaba. Elbette aday olmak kanunen herkesin hakkı. Ama, bakıyorsun çevre, çehre, şehircilik, eğitim, istihdam, ulaşım, sağlık, siyaset, ekonomi, toplum psikolojisi, imari-mimari, sevk-idare vs.gibi alanların hiçbirinden 1 saat bile ders görmemiş; icazeti, itibarı, birikimi, ilgi kriteri akridite edilmemiş, seçilmek istediği alana oldukça orantısız onlarca aday, gerek ferdi gayretleri, gerekse etkili güçlerin referanslarıyla TBMM, belediye başkanlıkları, encümen üyelikleri, muhtarlıklar, il genel meclisleri vs. için gelip karşımıza dikiliyor.

                                    Tabiiki yüzlercede proje sunuyorlar. Mevcut şartlar dahilinde uygulanabilirmi, uygulanamazmı bilmiyoruz ama, çoğu askıda kalan bu projelerin hukuki boyutunu, finansal kriterlerini, ekolojik özellikleri, şehre sağlayacağı katma değerleri analiz edebilecek, analitik bir mantıkla fizibilite ve etüdüne onay verebilecek yeti ve donanıma sahip bilinçli seçmen olmadığımızdan, bu vaadleri ne takip edebiliyor, nede onlarla yaptırım gücü yüksek toplumsal bir sözleşme imzalayabiliyoruz. Gelen herkeste hepimizin bildiği o ezber hizmetleri yapıp yapıp gidiyor.

               Vaadler asılsız, hizmetler orantısız, beklentiler sonuçsuz kalıyor. Maalesef ki, kaybeden herzaman kendimiz ve kentlerimiz oluyor. Aslında seçmen olarak biraz bilgili olabilsek, mevcut imkanlarımız ve ihtiyaç önceliklerimizi nitelikli ekiplerle veya tüzel kimliğe sahip toplumsal oluşumlarla dile getirip, politikaya ağzı sulananlara kararlıca bildirsek, belki onlarda tartıp düşünmeden, vaadlerini projelendirmeden, nitelikli ekiplerini oluşturmadan bizden yetki talbinde bulunmaya cesaret gösteremeyecekler.

      Kentler için akılcı projeler üretmek o kadarda zor olmasa gerek. Halkın beklentileri ve şehrin ihtiyaçları yönünde üniversiteler, hukuk kurumları, meslek odaları, sağlık, eğitim, ulaşım, altyapı vs. gibi branşlarda uzman, bürokrat ve teknokratlar bir araya gelip, uygulama aşamaları, finansal boyutu, icra ekibi, hukuki koşulları ve sağlayacağı katma değerlerini hesaplayıp takvimi belirlenmesinden ibaret kanaatindeyim. Atla deve değil yani. Güzel insanlar, Bendeniz bürokrat, teknokrat, şehir plancısı, siyasetçi, şucu bucu değilim. Ankara aşığı sıradan bir vatandaşım.

            Avrupa şehirlerinin bir çoğunu gören birisi olarak, gönlümün umudu ve beklentisiyle, Başkentin unutulan nimeti diye adlandırdığım Hatip Çayı ve çevresi için bende hayali bir taslak proje ürettim. Ve diyorum ki Ankara gibi eğitimli insanı bol, siyasi, ticari hayatı renkli, doğal-kültürel birçok imkana sahip, sayısız nimetleri olan böyle bir şehrin tam ortasından yarıp geçen Hatip Çayı ve çevresini neden kimseler görmez hep gözardı edilir. Almanya, Fransa, İtalya, İsviçre, Belçika gibi ülkelerin şehirlerindeki ırmaklar gibi neden Avrupai bir zihniyetle bu zenginlik değerlendirilmez. Sunacağım projeme belki çok vizyoner denilir. Belkide çok yerinde, ya da şehir şartları ve finansal boyutu düşünüldüğünde objektif kriterlerle hiç bağdaşmayan mantık ötesi bir ütopyada denilebilir. Ama en azından üzerinde düşünülmeye değmezmi? Başkentin bir başından bir başına uzanan Hatip Çayının diğer adıda biliyorsunuz ki Ankara kanalizasyonu…

     Yanından-yakınından burnunuzu tutmadan geçemiyorsunuz. Mezbelelik alanları, hayvan barınakları, terkedilmiş gecekondular, kaçak çöplükler, güvenliksiz boşluklar vs. vs. Şimdilerde bir adınada sivri sinek çiftlikleri deniyor. Bilirsinizki tüm Belediye Başkanları yol genişletmek, park-bahçe yapmak, sosyal donatılı rekreasyon alanları açmak, kafeteryalar, sağlık-ibadet-eğitim sahaları, spor kompleksleri, eğlence yerleri, lokantalar, kongre merkezleri tesis edip, şehre nefes aldıracak mekanlar üretebilme amacıyla didinir dururlar. Hem zor bulurlar, hemde buldukları yerlerle hizmetlerini statik koyacak mahkemelik davalara düşer, yıllarca patinaj yaparlar. İşte tüm bu sorunların yarısından fazlasını izole edebilecek, içinden ırmak geçen turistik Avrupa şehirlerinden daha avantajlı duruma yükseleceğine inandığım bir Ankara için, 2005 yılından beri düşündüğüm ne çılgın, ne çalgın ne de dalgın olan o hayali projemi sizlere madde madde arzediyorum.

1. Ankaranın bir başından bir başına, tam ortasından geçen Hatip Çayı ve çevresi kaynağından oymağına Belediye talebi ve Devlet otoritesiyle istimlak edilmeli. 2. Bu çayın alanı ve akarı dahada genişletilerek, gelen suyu sirküle edebilecek çift yönlü blok bir havuza dönüştürülmeli. Yatağı ve yetersiz su debisi Kızılırmaktan yada daha uygun nehirlerden taşınacak kanallarla takviye edilip, akar, kokar bağlantıları kesildikten sonra, berrak havuzlu tertemiz bir gemi güzergahına dönüştürülmeli. 3. Belki size ütopya gelecek ama, gemiyle ulaşım yapılabilecek bir güzergah hayalimde ısrar ve iddia ediyorum. Düşünün, Ankaralılar demiryolu, metro, tramvay, otobüs, dolmuş ve değişik ulaşım vasıtalarıyla trafik sıkıntısı çekeceğine, nehir üzerinde, Elmadağ'dan Sincan'a, çok estetik manzaralar eşliğinde, keyifli, rahat, huzurlu bir gemi ulaşımı neden yapamasın. Pazartesi sendromları ve trafik çilelerinin verdiği asık suratların anında izole olduğu, kuş cıvıltıları ve kıvrımlı doğa güzelliklerinin yönlendirdiği mutlu bir üretkenlikle işlerine neden gidip gelemesinler. 4. Hatip Çayı etrafında oluşacak parklar, bahçeler, yerleşim ve rekreasyon alanları, kafeler, lokantalar, eğlence ve dinlenme tesisleri, fuar ve kongre merkezleri vs. gibi cazibeli yapıların kurulduğuda düşünülürse en gözde yerlerin buralar olacağı aşikar değilmi?.

      Bu durumda bölgeye sürekli göç akımları olacak, fiyatlar astronomik katlanacak, kurumlar kazanacak, şahıslar kazanacak, İstihdam artacak, işsizlikte azalacaktır. 5. Bölgeye yoğunlaşacak bu talepler karşısında Devlet organları ve Büyükşehir Belediyesi harcadığı miktarları kısa zamanda amorti edebilecek, tarifi imkansız rantlar elde edip kâra geçebileceklerdir. 6. Çayyolu, İncek, Angora, Beysukent, Eskişehir Yolu, İstanbul Yolu, Konya Yolu vb. gibi alanlara ha bire uzayan, buraların gözde yerleşkeler olacağı reklamlarıyla sürekli şehri batıya kaydıran yatırımcılar, mimarlar, müteahhitler, emlak sektörleri vs gibi yönlendirici unsurların, tarım arazilerini bilinçsizce yok etmeleri önlenecek, merkezi yapısı ve turistik potansiyeliyle tüm varlıklı kesimler buralara yönelecek ve yönlendirileceklerdir. 7. Diplomatik ziyaretçiler başta olmak üzere, şehir dışından teşrif eden tüm konuklar, turistler, öğrenciler, emekliler, piknikçiler, arkadaş ve dostluk grupları, toplu geziler, hanımıyla kavga edenler, kalabalık veya yalnız yaşayanlar, mutlu-mutsuz fertler, aileler, dernekler, vakıflar, platformlar, tüm ama tüm sosyolojik kesimlerden farklı farlı insanlar; Hatip Çayı kenarında eğlenmenin, dinlenmenin, ağırlanmanın, uğurlanmanın, özel gün ve gecelerini kutlamanın, oltayla balık yakalama, su sporları ve tekne gezileri yapmanın ayrıcalığını yaşayacaklardır. 8. Şehre kazandırılacak bu tarifsiz nimetler sayesinde esnaf kazanacak, Belediye kazanacak, Devlet kazanacak, halk kazanacak, kısaca hepimiz kazanacağız.

        Dikkat ederseniz ürkünç görüntüsü nedeniyle çoğu yerleri kapatılmış kanalizasyon özellikli gübreli bir çaydan, çok gözde turistik mekanlar yaratılınabileceğini, resmi, özel tüm kurum ve işletmelerin yüksek cirolu rantlar kazanabileceğini, ulaşımın, istihdamın, mutluluğun ve zincirleme gelişecek onlarca güzelliğin güzergahı olabileceğini ispatladığımın hissindeyim. Artık daha ilerisini şehir plancısı teknokratlar, mali finansörler, hukuk-siyaset-sanat, kent estetiği ve katma değer sağlayabilecek yeti ve uzmanlığa sahip yetkililer detaylandırıp bu projeyi dahada geliştirsin. Ya akıl dışı bir proje desinler, yada neden olmasın deyip üzerinde düşünsünler. Proje detaylandırmaya vakıf olmayan bir Ankara sakini ve sevdalısı olarak benden bu kadar. Ne dersiniz, hayalide olsa bu projem dikkate alınmaya değmez mi. Bakın; içinden nehir geçen Avrupa şehirlerinden bir çoğunu belkide çoğumuz görmüşüzdür.

        Çevreleri, çehreleri, kaynağı, debisi, akım güzergahı gerek ulaşım, gerek yerleşim, gerekse turistik alanlar olarak geliştirilip güzelleştirilen onlarca şehir var. Arno Nehrinin Floransa’ya, Neva Nehrinin Petersbur’a, Tiber ve Aniane Nehirlerinin Roma’ya, Neretva Nehrinin Mostar’a, Tuna nehrinin Viyana’ya, Budapeşte’ye, Belgrad’a, Mora Nehrinin Graz’a, Thames Nehrinin Londra'ya, Vardar Nehrinin Üsküp’e, Sen Nehrinin Paris’e, Daugava Nehrinin Riga’ya, Neris Nehrinin Vilnius’a, Ren Nehrinin Basel’e, Köln’e, Rotterdam’a, Elbe Nehrinin Dresden’e, Tejo Nehrinin Lizbon’a, Saone ve Rhone nehirlerinin Lyon’a, Guadalquivir Nehrinin Sevilla’ya, Reie Nehrinin Bruges’e, Amstel Nehrinin Amsterdam’a, Dinyeper Nehrinin Kiev’e, Moskova Nehrinin Moskova'ya, Lublianika Nehrinin Ljublijana'ya, Rio Douro Nehrinin Porto’ya, Aare Nehrinin Bern’e, Po ve Piave nehirlerinin Venedik’e nasıl hayat verdiğini, nasıl efsane güzellikleriyle yerli yabancı turistleri cezbettiğini gören herkesin mutlaka imrenerek izlediğini hissediyorum. Ben bu hayali projemi 2009 yılında bir Yozgat gazetesindeki köşemden yayınladım.

       Kayaştaki bahçemin ve köşe yazılarımın müdavimleri olan, teşrifleriyle hanemizi herseferinde onurlandıran, hepsi rahmetli Gazi Üniversitesi akademisyenlerimizden Prof.Dr.Hakkı ACUN, Prof.Dr.Turan GÜVEN ve Prof.Dr.Turgut ÖNEN Hatip Çayı Hayhli Projemden dolayı beni tebrik ettiler ve cevher beyinleriyle onlarda neden olmasın dediler. Ama şehir planı ve hizmeti konusunda görev yapan yetkililerin çoğuna bu projemi bizzat duyurmama rağmen hiçbirinden ne tebrik ne iltifat aldım. Maalesef hepside gülüp geçtiler. Aradan yıllar geçmesine rağmen hâlâ akılcı düşünen yetkililerimizce dikkate alınmayı; iyi veya kötü düşünüyorsun, bu düşünceniz proje olabilir yada olamaz diye bir açıklama yapmalarını umut ediyorum. Bence bu proje üzerinde ivedilikle düşünülmeli. Dikkate alınır bir yanı varsa ucuz-pahalı birtarafından hemen başlanılmalı. Bence çılgın bir yanıda yok gibi. Akıllı, gerçekçi ve gerekli bir proje gibi görünüyor sanki. Ulaşımda keyif ve rahatlık, doğada güzellik, şehre nefes ve estetik, Ankaralılara mekan, turistlere ufuk, ticarete canlılık, insanlara kazanç, politikacılara kariyer…

      Neden Hatip Çayı bir Sen nehri, bir Ren nehri gibi olmasın. Alın size yeni Ankara. Alın size en gözde başkent. Alın size dünyanın en güzel parkları, bahçeleri, balık tutma alanları, sorunsuz, trafiksiz, huzur veren çok güzergahlı bir ulaşım alternatifi. Bu işi başaranlar, peşpeşe gelecek artılarını görünce eminim ki şükrederek şunu söyleyecektir. Allah bu şehre verdikçe veriyor, verdikçe veriyor.… Rıfat ÇAKIR 0537 587 27 80 [email protected] [email protected] [email protected]

Google+ WhatsApp

Bu Yazı ve Haberle ilgili yorumunuz...