SOHBET ÖZLEMİMİZİ DEREBAĞ KÖYLÜLERİ İLE GİDERDİK

SOHBET ÖZLEMİMİZİ DEREBAĞ KÖYLÜLERİ İLE GİDERDİK

Her zaman söyler dururum; “ Anadolu insanı olduğumuzu unutmayalım, genç nesillerimize ‘Anadoluculuğu aşılayalım ‘ diye.” Bu konudaki gayretimiz yıllar yılı devam edip geliyor. Cenab-ı Hakk’a şükürler olsun ki bu anlamda bir hayli ilerleme kaydettik.

 
 
 

      Bu ilerleme kaydetmekteki ‘ özellik ‘ yalnız bizim gayretlerimizle değil, son yıllarda devletimizin ve milletimizin dara düşmesi ile ortaya çıkan gerçeğin yavaş yavaş da olsa fark edilmeye başlaması ile mümkün olmuştur.

        ANADOLU  İNSANI ÖZ VARLIĞINA SAHİP ÇIKMAYA BAŞLADI

      Son zamanlarda sıkça rastlamaya ve hatta davet almaya başladım kültürel değerlerini öne çıkarma arzusunda olan kuruluşlar tarafından. Eski zamanlarda köylerde olduğu gibi şimdi de şehirlerde  “ sohbet toplantıları “ yapılmaya başlandı. Bazı yerlerde "Köy odası sohbetleri " adı altında düzenleniyor  bu tür toplantılar. 

Son olarak bir davet daha aldım Yozgat’ın Yerköy’e bağlı‘ Derebağ ‘köylülerinden. Göç edip gelmişler Ankara’ya. Ancak anladığım kadarıyla hala gözleri de gönülleri de köylerinde.

Faaliyete geçirdikleri derneklerine Mamak ilçesi hudutları içinde mütevazi bir yer tutmuşlar. Kendi aralarında zaman zaman toplanıp sohbet etme gayretleri sürerken çemberi biraz genişletip her hafta “ Köy odası sohbetleri  veya bir başka deyimle Ocakbaşı sohbetleri “ düzenlemeye karar vermişler.

     Tarihçi-Yazar, Araştırmacıİsmail Uçakçı’nın koordine ettiği toplantıya davet üzerine, TRT’nin duayen spikerlerinden, konuşma üstadı sayın Şener Mete ve Milli Mutabakat Hareketi Platformu Koordinasyon Kurulu Başkanı Sayın Hüsnü Sağun ile birlikte biz de katıldık.

      Toplantı Yasin-i Şerif'in okunması ve yapılan dua ile başladı. Herkes huşu ve huzur içinde olduğunu adeta dışa vururcasına ellerini açıp "amin" diyerek ellerini yüzlerine sürdüler.

                 İSMAİL UÇAKÇI’DAN TARİH DERSİ ALDIK

     Öyle bir zamandan geçiyoruz ki, ilim ve irfan adamı olmak veya bulmak bir hayli zorlaştı. Hele hele tarihimizle ilgili araştırma yapanları mumla arar hale geldik. Bu konuda ‘ ilmî ‘ konuşmak ve yazmak istemiyorum ama bir hakikat var ki, geçmiş zaman içinde yaşanan menfi olaylar tarihimiz itibarı ile bize çok şey kaybettirdi.

     Dolayısıyla sayın İsmail Uçakçı gibi araştırmacı, tarihçi-yazarları çıra yakıp aramak durumunda kaldık. Bu nedenledir ki ben şahsen İsmail Uçakçı gibi müstesna insanları çok önemsiyor ve değer veriyorum. Ve hatta bunu bir görev addediyorum.

     Yozgat'ın Yerköy ilçesine bağlıDerebağ Köylülerinin düzenlediği sohbet toplantısında yaptığı konuşma ve yaptığı açıklamalarla bizi ruhen duygulandırdı, bedenen dinlendirdi. Tek kelime ile şevk ve heyecanımız zirve yaptı. Cenab-ı Hakk eksikliğini göstermesin.

                    İSMAİL UÇAKÇI YAPTIĞI KONUŞMADA ŞUNLARI SÖYLEDİ:

           Bozok yaylası, Aygar dağı güney eteklerinde kurulmuş Yozgat/Yerköy İlçesi eski adı İsrailli olan Dulkadirlilerin, Salmanlı Aşiretleri tarafından iskana açılmış Oğuz Türkmen köyü Derebağ köylülerinin Başkentte bulunan Vakıf merkezlerinde:

      Beylikler ve Osmanlı döneminde ki vakıf-zaviye, Cumhuriyet Halk Fıkrası döneminde Halk Odaları, Demokratik Parti döneminde Köy Odaları adıyla anılmış, medreseyi, mektebi ve kütüphaneyi andıran Vakıf (Dernek) mekanlarında ataları, Oğuzu, Dulkadirli Türkmen Devletini, Bozokluları ve burada ki iskanları söz konusudur.

    İsrailli köyü dedik ya; Sakın ola şu kefere İsrail Devletiyle çağrıştırmayın. Selçuklu beylerinden Arslan (İsrail) Yabgu’nun unvan, Oğuz yörük beyi Şeyh Bedrettin’nin babasının isim, Konya merkezi ve Turgut kazasında isim yapmış Şeyh İsrail'i ve Hacı İsrail'i, Çorum yöresinde isim yapmış Tur Ali İsrail'i ve Anadolu'da yurt tutmuş İsrail adı almış Oğuz Türkmen Aşiretlerini düşünün.

      Aramızda bulunan Basın, tıp, tasavvuf, cemiyet alanında isim yapmış konuklarımız var.Bu ocak başı sohbetinde Başkent Ankara ve Anadolu  Konfederasyonu Kurucu Genel Başkanı, Gazeteci Yazar Mehmet Akyol, uzun zamandır üzerinde çalıştığı “Oku, Çalış, Üret” projelerinden unutulmak ve yok olmak üzere olan Tarım üzerine projelerini anlatacak."

         KÖY HASLETİNİN HASRETE DÖNÜŞTÜĞÜNE ŞAHİT OLDUM

      Köyümde doğup ilkokulu köyümde okudum ama ondan sonra köy hasreti ile büyümüş, yabancı diyarlarda, gurbet ellerde gençlik yıllarımı geçirmiş bir insan olarak ' çekmediğim acı ve keder kalmadı' dersem mübalağa yapmış sayılmam. Çilelerle geçmiş ömrüm boyunca öğrendiğim en önemli üç unsurun okumak, çalışmak ve üretmek olduğu kanaatine vardım.Bu nedenledir ki Anadolu’yu ve Anadolu insanını çok seviyorum.

    Belki benim bu özlemim biraz da şehir ağalarının, politika bezirganlarının hoyrat bir yaşam biçimini tercih ettiklerinden kaynaklanıyor.

    Onlar değil mi ki Anadolu’ya önem vermiyorlar, hele hele üretim ve verimliliği hiçe sayıyorlar (!) İşte ben o derece çırpınıyorum, o derece Anadolu’yu-Anadolu insanını seviyor ve kıymet veriyorum. Onların işini kolaylaştırmak, onlara yardımcı olmak, şehirden köylerine dönmeleri ve üretim alanlarına kanalize olmaları için olanca gücümle çalışıyorum. Çünkü biliyorum ki, Türkiye'nin dar boğazdan kurtuluşu Anadolu'dadır. 

      Derebağ Köyü Derneğinin merkezinde yaptığımız sohbet esnasında gördük ki , her köylü gibi onlarda memleket hasreti ile yanıp tutuşuyorlar. TC’nin başkenti Ankara’da ne kadar mutlu ve bahtiyar olsalar da akılları hep doğup-büyüdükleri yerde, köylerindeydi.

Zaman ilerleyip ben de konuşmamı yaptıktan sonra aldığım sorulardan anladığım kadarıyla herkes bizim gibi düşünmeye başlamış, herkes Anadolu özlemi içinde, herkes “köycü “ olmuş. Hani her zaman söylüyoruz ya; “ Köy Demek Hürriyet Demektir “ diye… İşte öyle. Sizin anlayacağınız “ Köy Hasleti Hasrete Dönüşmüş. “

    Yaptığım konuşmada üretimin okumak kadar önemli olduğunu söyleme imkanı buldum. Ayrıca tarımın önemini, şehirden köye dönüşün yararlarını, herkesin köyüne sahip çıkması gerektiğini çeşitli örnekler vererek anlattım. Derebağ köylülerinin köylerine ev yapmak istemelerine rağmen bazı zorluklarla karşılaştıklarını söylemeleri neticesinde cevaben şunları ifade ettim:

      " Ben bu konuda size yardımcı olabilirim. Büyükşehir Belediyelerine bağlı köylerde köylüler ilçe belediyelerin baskısı altındaydı, bizim çalışmalarımız sayesinde yetki belediyelerden alınıp valiler ve kaymakamlıklara verildi. Dolayısıyla bundan böyle köyüne ev yapmak isteyenler belediyelere para vermeyecekler, hatta devlete hiç para vermeyecekler. Ancak bilgi dahilinde devlet bir şekilde haberdar edilecek ki işlem resmiyet kazansın.  Benim bugünkü toplantıda dikkatimi çeken bir husus oldu, salonda gençlerin olmadığını veya çok az olduklarını görüyorum. Bu çok önemli. Siz nasıl köy diyor, memleket diyorsanız ve bu Anadolu kültürünü taşıyorsanız gençlerimiz de sizden edindikleri ilham ve duygu ile ata yadigarı topraklarına sahip çıkmalarılazım. Biz toprağımıza sahip çıkmazsak üretim azalır ve sonuçta -son yıllarda olduğu gibi- sapı, samanı, patatesi soğanı (vs) ithal etmek durumunda kalırız ki bu utanç verici bir durumdur. Biz köy demenin HÜRRİYET DEMEK olduğu kanaatını taşıyoruz. Öncelikle Yozgatlıların vatanperverlik konusunda ne kadar hassasiyet beslediklerini biliyorum. O halde mümkün olduğu kadar daha duyarlı olmak, bu ruhu durumundayız." 

   Prof. Dr. Ali Çayköylü ise yaptığı konuşma ile önemli mesajlar verdi. Toprağın ve üretimin önemine değinen Prof. Çayköylü, Ankara'nın tepeleri dururken tarım arazilerine yapılmış olması fevkalade üzücüdür. Ben birçok ülke gezdim böylesine nahoş bir uygulama kalkınmış ülkelerde bulamazsınız. Köylerde okulları kapattık, tarım arazilerini ekip biçmez olduk, tarlalara, zeytinlikliklere, şeftali bahçelerine, narenciye bahçelerine binalar yaptık, gökdelenler diktik ki bu uygulama tam anlamı ile vurdumduymazlığın sonucudur ve üzücüdür.  Zaten ormanlarımızı kesip yok etmek üzereyiz, tabiatı harap ediyoruz ki bu yanlış uygulamalardan hepimiz zarar göreceğimize göre o halde hepimiz mücadele vermeliyiz." 

    Bu arada TRT'nin duayen spikerlerinden Şener Mete bir konuşma yaparak tarımın ve üretimin önemine değinerek, "Ben köyde büyümedim ama köyümüze gittiğimde kilometrelerce  uzaklıktaki bir akrabamıza gidip süt içer, süt ürünlerinden yaarlanırdım. Hayvancılık ve tarım günden güne kötüye gidiyorsa mutla bir çözüm yolu bulunmaladır. Aynı şekilde yapılaşmanın çirkinliği her alanda rahatsızlığını hissettirmektedir. Bu kadar gökdelen, sıkışık binalar şehirlerimizi mahvetti. Millet olarak mutlaka el ele verip bir çözüm yolu bulmak zorundayız."

 

Google+ WhatsApp

Bu Yazı ve Haberle ilgili yorumunuz...