KÖYE DÖNÜŞ AMA NASIL?

KÖYE DÖNÜŞ AMA NASIL?


         Kalkınma tepeden inen bir şey değildir. Sınırsız kaynağımız var, kalkınmış her şeyi tamam bir dünya yaratalım demek gerçekçi değildir. Ülkeler milli benlikleri, hafızaları, insan kaynakları ile uygun kalkınma modellerini ortaya koymuşlardır. Bazıları başarılı olmuş, bazıları ise yanlış politikalar, dışarıdan gelen karıştırmalar ile başarısız kalmışlardır. Ancak tüm kalkınma modellerinin temelinde yatan ana unsur kırsaldan, yerleşimin en küçük biriminden başlayan kalkınma modelleri vardır. Yerelden, kırsal kalkınmadan başlayan ilerleme, sanayi devrimine en sonda teknolojik devrime evirilmiş ve bugünün gelişmiş ülkeleri ortaya çıkmıştır. Her ne kadar bazı gelişmiş ülkeler maddi kaynaklarının birkısmını sömürgecilik ve yeni keşfedilen yerlerdeki hazinelere borçlu olsalar da, hazırın yetmeyeceği de ortadadır. Bu ülkeler sağladıkları kaynakları öncelikle topraklarını koruma ve düzenleme için harcamışlardır.

            Toplumların tarihsel gelişimi içerisinde, başlangıçta göçebe topluluklar, tarım ve yerleşik şehir devletleri, Sanayi + Tarım devletleri, en son olarak 20. Yüzyılda da teknoloji + Sanayi + Tarım devletleri olmuştur. Son kategorideki devletlere baktığımızda öncelikle insan kaynağı ve hammadde için tarım alanları düzenlenmiş, gerekli destekler verilmiş, feodal yapı içerisinde büyük toprak sahipleri ve imparatorluklar çiftçilerini toprak sahibi yapmışladır. Almanya arazi toplulaştırmasına 1850 li yıllarda başlamış, günümüzde 3. Jenerasyon toplulaştırma yapılmaktadır. İngiltere de miras yada satış yolu ile arazi parçalanması kanunla yasaklanmış, paylara sahip arazilerin, en az iki yıllık zirai eğitimden geçmiş aile bireyinin işletilmesi esası getirilmiştir. Örnek gösterdiğimiz Hollanda, yıllarca denizle mücadele ederek tarım toprakları oluşturmuş, kırsal kesimin sellerle uğradığı kayıpları azaltmak için büyük bütçelerle setler, bariyerler kurmuştur. Tarım alanı sağlamak, set dolgusu yapmak için Fransa ve Belçika’dan kaya ve toprak ithal etmiştir. Bugünün mucizesi Çin, Kore sürdürülebilir tarım toplumu olma özelliklerini 2000 yıl önce kazanmıştır. Örnekleri de çoğaltmak mümkündür.

            Türkler olarak Atayurtlarımızın kurak ve bozkır oluşu, iklimin tarıma uygun olmayışı nedeni ile 20. yüzyıla kadar göçebe yaşamışız. Kendi ürettiklerimizi, yerleşik toplumlarla değişime sokarak hayatımızı idame ettirmişiz. Yerleşik tarım toplumu olamadığımızdan, kendiliğimizden sanayi toplumuna da evirilememişiz. Bunların birleşimi ancak cumhuriyet sonrası kalkınma hamlesi, halkın yapamadıklarına örnek olsun diye kurulan çiftlikler, sanayi kuruluşları ile görmekteyiz. İnsanımız yeni hayat tarzı, köy yaşamı ile mutlu iken Ankara Meclisi Üyelerimizin de vurguladığı gibi, yanlış politikalarla, medya aracı ile yapılan propagandalarla şehir yaşamına özendirilmiş ve gönülsüz göçlerle, bugünkü şehirler, ne şehirli ne köylü olabilen arada kalmış bir toplum olarak bugüne gelmişiz.

            Köye dönüş, bir reklam, bir özenti söylem değildir. Köye dönüş insanımızı mutlu kılacak, ülkenin temel üretimlerini garanti altına alacak, gerçek milli benliği oluşturacak bir modeldir. Yapılacaklar bellidir ki Cumhuriyet döneminde bunu yapmak için teşkilatlarda kurulmuştur. Tarım ve İskân Genel Müdürlüğü, Şimdilerde Tarım Reformu genel Müdürlüğü, Kooperatifçilik kurumu, Tarım işletmeleri gibi.

            Günümüzün moda değimi “Kentsel Dönüşüm”, hızlı kente göçün yarattığı çarpık kentleşmenin iyileştirilmesi. Aslında başlanılan ve devam ettirilmeyen eksiklik köylerin dönüşümüdür. Biz var olduğumuz bu topraklarda yerleşim planlaması yapmadan, konmuşuz sadece, düşüncemiz de bir gün buralardan da göçmek. Öncelik köylerden başlayacak imar düzenlemesi, yani köy yerleşim yeri dönüşümü olmalıdır. Bunun için mevcut yerleşim yerlerine, gerekirse asıl yerleşim yakınındaki hazine arazilerine planlı, içme suyu, atıksu, elektrik altyapısı yapılmalıdır. Köyde yerleşik olan hanelere buradan parseller verilmeli, belirli model projelere uygun evlerin, ağılların yapılması sağlanmalıdır. Bunlar yapılır iken daha önceki yanlışlar yapılmamalı, örneğin hayvancılığın yoğun olduğu Doğu Anadolu Bölgesi ile tarımsal üretimin yaygın olduğu ya da ikisinin karışık olduğu yerlerdeki planlamalar asla aynı olmayacaktır. Yada köyü bilmeyen mimarlarımızın yaptığı gibi iki basamakla çıkılan ahırlar yapılmamalıdır. Yapılacakların örnekleri aslında yerinde mevcuttur. Biz mühendislerin yapması gereken bunları modernize ederek, dayanıklı modellerini uygulamaktır.

            Köyde yerleşik olan ailenin, temel ihtiyacı gelir kaynağı olan topraktır. Ülkemizde iklim alt bölgeleri, sulu ya da kuru tarım yapılmasına bağlı 4 kişilik bir ailenin geçinebileceği, refahını sağlayacak tarımsal alan ve hayvan sayısı asgari olarak bellidir. Tarım alanlarında, özellikle sulaması yapılan veya yapılacak tarım alanlarında arazi toplulaştırılması, arazi düzenlemesi öncelikle yapılmalıdır. Ki 1985 yılı öncesinde Toprak-su Genel Müdürlüğü proje alanı olan köylerde, toplulaştırmadan, alt yapı çalışmalarına, arazi tesviyesine kadar tüm işlemleri yapıp köylülere teslim ederdi. Bu işlem köylülerin talebi ve planların köylülerin oyları ile kabulü ile gerçekleşen, yani isteğe bağlı toplulaştırma hizmeti olarak, dünyadaki örnekleri ile uyumlu bir uygulama idi. Günümüzde bu hizmet büyük ölçüde Tarım Reformu Genel Müdürlüğünce yürütülmekle beraber çok yavaş ilerlemektedir.

            İnsan yaşamındaki öncelikler küçük değişiklikler gösterse de bellidir. Beslenme, barınma, eğitim, güvenlik, ulusal altyapı ve sosyal refahın artması olarak sıralayabiliriz. Beslenme konusunda öncelikle çiftçi ailesinin, yıllık ihtiyaçlarını karşılayacak üretim kapasitesinin, bitkisel ve hayvansal gıda olarak yeterli düzeyde olması gerekecektir. Yaşamsal koşulların iyileşmesi, barınma ve sosyal refahın yükselmesi içinde ya birim alandan daha fazla ürün alarak ihtiyacı olandan fazlasını satması ya da ürünlerini işleyerek katma değer yaratması gerekmektedir. Eğitim, güvenlik ve ulusal alt yapı ise Devletin üstleneceği görevlerdir.

            Mühendislik olarak, iklim, toprak, yetişebilecek ürünler konusunda kriterler belirlidir. Her bölge her köy için modellemeler yapılarak arazi varlığı, çekirdek çiftçi ailesine yeterli olacak tarım alanı, buradan yola çıkılarak köy sınırları içinde yerleşebilecek hane sayısı bilimsel metotlarla tespit edilebilecek unsurladır.

            Köy yerleşim alanlarının mevcut ve mutasavver nüfusa göre planlanması, imar planlarının yapılması, mimari ve inşai projeler de yetkili mahalli idareler ve/veya bakanlıklar kanalı ile yapılabilecektir. Yeni imar düzeni ile uyumlu, içme suyu, kanalizasyon, elektrik, iletişim alt yapısı da ilgili kurumlarca yapılarak faydalanıcılara sunulmalıdır. Burada köye dönüşte, özellikle Büyükşehir Kanunu ile ortaya çıkan kentli ile köy fiyatlandırmasının eşitlenmesi kaldırılmalı, her türlü hizmet ve sunum bedelinde köy yerleşimi lehine pozitif destekler verilmelidir.

            Köye dönen ve alt yapısı, iletişim imkânları şehirle eşitlenmiş olan insanların, ekim, bakım, hasat, pazarlama ve ortak tarım sanayisi oluşturma yönünde mühendislik, donanım, organizasyon bakımından eğitimi ile birlikte uygulamalar konusunda da interaktif bir yapıya kavuşması gerekmektedir. Bu kooperatifçilik prensipleri ile de olabilir, çiftçi birlikleri ile de olabilir, ayrı bir uzmanlık konusu olarak ortaya çıkmaktadır.

            Sonuç olarak; köye dönelim dediğimizde eşyalarımızı yükleyip, gittiğimizde ne olacak. İnsanlarımızı yıkık dökük evler, alt yapısı oluşmamış, elektriği, iletişimi kısıtlı mahaller, parçalanmış küçük küçük kalmış parselleri ile ne yapacağımızı bilemediğimiz bir arazi parçası mı karşılayacak? Öncelikle bu dönüş gönüllülük esasına göre olmalıdır. Kentlerde işsizlik baskısı ile zorda olan, kökleri köylerde olan insanımızın, kente maliyeti, yaşanan sorunun sosyal maliyeti ve köye döndüğünde ülkeye kazandıracağı kazançlar iyi hesaplanmalıdır.

            Milli Mutabakat hareketi olarak, Akademi üyelerimiz ile birlikte köye dönüş ve kırsal kalkınmanın gerçekleşmesi için proje üretmeye devam ediyoruz. Cumhuriyetin kuruluş günlerinde başlanan kalkınmayı, günümüzde de daha ileri evrelere taşımaya talibiz.

 

 

 

 

 

 

 

Google+ WhatsApp