KAHROLASICA İHTİLALLER VE BAŞIMIZA GETİRDİKLERİ

KAHROLASICA İHTİLALLER VE BAŞIMIZA GETİRDİKLERİ

Bir 27 Mayıs ihtilalinin yıl dönümünü daha geride bıraktık. Rahmetli Menderes'in idam fermanının yazılmasına neden olan ve bir katliamı gerçekleştirip hürriyet mücadelecilerinin önüne tampon koyan “ Kin ve Husumet Cephesi “ tarihte yüz karası olarak anıldığı o günleri millet olarak unutmadık.

       Türkiye'de tek partili dönem, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilanıyla başlamış, Millî Kalkınma Partisi (MKP) kuruluncaya kadar, 1923-1945 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tek siyasal partinin inisiyatifi ile hükümranlıklarını sürdürdüler. Nasıl bir demokrasi ki 22 yıl bir devleti idare ettiler. 
    1950 yılında Demokrat Parti tek başına iktidara gelip halkın tüm kesimlerine, daha ziyade de köylü ve çalışana değer verip onların aydınlanmasına neden olacak unsurları harekete geçirince tahammülleri kalmadı ve 27 Mayıs ihtilalini yaptırdılar. 
   Rahmetli Menderes ve arkadaşlarına diktatör diyorlardı. Oysa Kızılay meydanında nümayiş yapan öğrencilerin arasına girip ne istediklerini soracak kadar cesur ve demokrattı. 
    Aynen ülkemizde yaşanan diğer ihtilaller gibi ( mesela 12 Eylül ) kandırılmış öğrencileri kışkırtıp meydanlara sürmüşlerdi. Olaylar bitmek tükenmek bilmiyordu. Böyle bir zamanda Prof. Ali Fuat Başgil Menderes ve arkadaşlarına bazı önerilerde bulunmuş, hatta gerekirse istifa etmelerini telkin etmişse de kabul ettirememişti. 
   İhtilal yapılıp uydurukça yargılamalar neticesinde halk kahramanı Menderes ve arkadaşları idam edildiler. O günleri unutmadık, elbette unutturmayacağız. 
                         ***
       Türkiye demokrasisinin ilk defa askeri darbeyle karşılaştığı 27 Mayıs'ın ardından yapılan Ekim 1961 seçimlerine gidildi.  Sonuçları herkes tarafından şaşkınlıkla karşılanmıştı. DP'nin mirasına sahip çıktığını söyleyen AP, CKMP, YTP ise oy ve milletvekili sayısı açısından çoğunluğa sahiptiler. Türkiye, 1961 seçimlerinin ardından ilk defa koalisyon ile tanışmış, CHP önce AP, sonra da YTP ve CKMP ile koalisyon yapmıştı. CHP son olarak bağımsızlarla hükümet kurmuştu.
   CHP'nin kurduğu koalisyonlar birer birer dağılınca halk, 1965 seçimlerinde yeniden tek parti iktidarını seçmişti. Kısa süre önce AP'nin başına geçen Süleyman Demirel ülkenin yeni Başbakanı ve siyasi figürü olurken, 1969 seçimlerinde ise Türk siyaseti bağımsız milletvekili Erbakan ile tanışıyordu. 
      Milli bakiye sistemi bir partinin çoğunluk elde etmesine çok az ihtimal vermesine karşın 10 Ekim 1965'de yapılan seçimlerde AP yüzde 53 oy ile 240 milletvekili, CHP yüzde 28,7 oy ile 134 milletvekili MP yüzde 6 oy ile 31 milletvekili YTP yüzde 3.7 oy ile 19 milletvekili TİP yüzde 2.9 oy ile 15 milletvekili CKMP yüzde 2.2 oy ile 11 milletvekili kazandı.
1965'te yapılan genel seçimlerde, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Meclise 15 milletvekiliyle girmişti. Meclise girebilen ilk sosyalist parti olan TİP, 54 ilde, yüzde 3'le 15 milletvekili kazanarak Meclis'te grup kurdu.
    Olay, Harp Okulu Komutanı Kurmay Albay Talat Aydemir'in, o yıl Harp Okulu'nu bitirme döneminde bulunan 600 kadar asteğmeni toplayarak son günlerde yaşanan olayları anlatmasıyla başlamıştır. Çünkü 20 Şubat günü Hükümet ve Genelkurmay, belirli birlik kumandanları için süratle atama ve gözaltına alma işlemleri başlatmıştır. Bunun üzerine harp okulu öğrencileri, komutanlarını teslim etmeme kararı alırlar ve 22 Şubat 1962 tarihinde Talat Aydemir ve arkadaşları, ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesi için, 20 Şubat günü atama ve gözaltına almalara karşı bir direniş başlatır. Ancak netice olarak Talat Aydemir'in atamaların durdurulması yönündeki ısrarını İsmet İnönü kabul etmez ve Aydemir gözaltına alınır, öğrenciler ise memleketlerine gönderilir.
          12 Mart 1971 Muhtırası
         1969 seçimlerinden sonra Süleyman Demirel yönetimindeki Adalet Partisi iktidara gelmişti. Fakat 1968 yılından beri süre gelen anarşi ve terör olayları ülkeyi günden güne yıpratmaktaydı. Sık sık yaşanan öğrenci hareketlerine karşı, polis ile üniversite öğrencileri arasında çatışmalar vuku buluyordu. Bu güvenlik zafiyetlerinin yaşandığı düzensiz ortam, ordunun müdahalesini hazırlayan temel etkendi.
Sonuç olarak 12 Mart 1971 tarihinde Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra verildi. Mektupta hükümetin istifası isteniyordu. Bunun üzerine Başbakan Süleyman Demirel istifasını sundu. Yeni kurulacak partiler üstü hükümet için CHP Kocaeli Milletvekili Nihat Erim, Başbakan seçildi. 26 Mart günü CHP'ye istifasını sunarak bağımsız bir başbakan sıfatıyla partiler üstü kabineyi kurdu.
      1971 muhtırası tam olarak amacına ulaşamamıştı. Ülkedeki terör, anarşi ve milli güvenliği tehdit eden unsurların önüne geçilememişti. 1972 yılında başta Deniz Gezmiş gibi birtakım devrimcilerin idamı üzerine olaylar daha da alevlenmiş, silahlı çatışmalar artmıştı. Artık ülkede neredeyse her gün bir bomba patlıyor, bir kahve taranıyordu. Sağ ve sol görüşlü gençler üniversitelerde birbirlerine saldırıyordu.
    1979 yılına gelindiğinde darbenin ayak sesleri kendini göstermeye başlamıştı. 19 Temmuz 1980 tarihinde Nihat Erim'in suikasta uğraması da olayların patlak verdiği bir dönüm noktasıydı. Sonuç itibarıyla 12 Eylül 1980 gecesinde, düzenli bir biçimde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından devlet yönetimine el koyuldu. İhtilal bildirgesi sabaha karşı Genelkurmay Başkanı Kenan Evren tarafından televizyonlardan bizzat duyuruldu. 1961 anayasası uygulamadan kaldırıldı ve bütün siyasi partiler kapatıldı. 1982 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihini değiştirecek yeni bir anayasa tasarlandı.
     Türkiye 1970'li yıllarda karmaşık bir siyasi tabloyla karşı karşıyaydı. Toplumsal gerilimler siyasetteki istikrarsızlık nedeniyle gün geçtikçe artıyordu. Bir yandan 12 Mart 1971'de askerlerin verdiği muhtıranın etkisi, diğer yandan “kurtarıcı" gözüyle bakılan “teknokrat hükümet" denemelerinin başarısızlığı toplumsal gerilimlerin temel nedeniydi. Türk demokrasisine adeta balyoz gibi inen 12 Mart Muhtırası'nın gölgesinde gerçekleşen 1973 seçimleri demokratikleşme açısından büyük bir öneme sahipti.
Adalet Partisi seçimlere Demirel liderliğinde girerken CHP ise yeni lideri Ecevit'e umudunu bağlamıştı. Alparslan Türkeş liderliğindeki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Milli Görüş siyasetinin lideri Erbakan'ın kurduğu Milli Selamet Partisi ile 27 Mayıs darbesi ile kapatılan Demokratik Parti de siyaset sahnesindeydi. Daha çok AP ve CHP'nin mücadelesi gibi geçen seçimlerde, Celal Bayar Demokratik Parti'nin kampanyasına katılarak il il dolaşmıştı. Bülent Ecevit ise mavi gömleği ve mitinglerde uçurduğu ak güvercinlerle özgürlük kahramanı gibi algılanıyordu.
        Sekiz partinin katıldığı seçimde oylar bölünmüş ve gelecek yıllarda sıkça tekrarlanacak koalisyon hükümeti kurma modeli neredeyse bir zorunluluk halini almıştır. Toplumsal bunalım ve şiddet, 1969 seçimlerinden sonra yaşanan kaos ortamı, askeri muhtıra ve sonrasındaki gelişmeler siyasi partilerin seçim söylemlerinde ve afişlerinde de yer bulmuştur.
Siyaset arenasında Süleyman Demirel liderliğindeki AP, Bülent Ecevit'li CHP, Alparslan Türkeş liderliğindeki MHP ve seçimlerden hemen önce kurulan MSP seçimler için kıyasıya mücadele ettiler. 1973 seçimleri için gayri resmi kampanya aslında yaklaşık bir yıl önce, 1972 sonbaharında başladı. Seçimi AP'nin kazanması bekleniyordu.
 AP'den ayrılanların kurduğu Demokratik Parti, sağ oyların bölünme riskini getirse de CHP'de İsmet İnönü'nün genel başkanlığı kaybetmesi ve Bülent Ecevit'in liderliği elde etmesi sonrası yaşanan sıkıntı ve bölünmeler AP'nin şansını artırıyordu.
 
             Demirel, 27 Mayıs darbesinden sonraki ilk tek parti hükümetini kurarak Türkiye'nin 12. başbakanı oldu. 
         12 Ekim 1969 yılında gerçekleştirilen seçimlerde Süleyman Demirel başkanlığındaki AP yüzde 46.5 oy oranı ile 256 milletvekili çıkararak yeniden iktidar oluyordu. İnönü başkanlığındaki CHP ise yüzde 27'ler dolayında 143 milletvekili ile Meclis'te yer bulabilmişti. Bu sonuçlar İsmet İnönü'nün de sonu olmuştu. Milli Şef, 'üzerine tapulanan' CHP Genel Başkanlığı koltuğunu Bülent Ecevit'e devrediyorken, Türk siyaseti yeni bir isimle tanışıyordu: Necmettin Erbakan.
 CHP'de Bülent Ecevit sonrası yaşanan sıkıntı ve bölünmeler ile AP'nin kazanması beklenen 14 Ekim 1973 tarihinde yapılan seçimlerde büyük bir sürpriz yaşanmıştı. Seçime katılım Türkiye seçim tarihinin yüzde 64,3 ile en düşük katılımlı 1969 seçimlerini 2,5 puan geçerek yüzde 66,8'de kaldı. Sekiz partinin katıldığı seçimde Adalet Partisi yüzde 29'la 149, Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 33'le 185, Demokratik Parti yüzde 11'le 45, Milli Selamet Partisi yüzde 11'le 48 ve Cumhuriyetçi Güven Partisi yüzde 5 ile13 milletvekili çıkardı.
     Türkiye'de “ikinci koalisyonlar dönemi" başlıyordu. 1973'te CHP-AP koalisyonu bekleniyordu. Ancak Demirel, “Halk bize muhalefet görevi verdi" dedi. Ecevit ise “Olmaz" denilen bir formülü devreye soktu. Milli Selamet Partisi (MSP) Lideri Necmettin Erbakan'ın kapısını çaldı. İki isim, koalisyon için el sıkışıyordu. Yüz günü aşkın süren hükümet bunalımı CHP-MSP koalisyonu ile son buldu.
    1977 de yine CHP birinci parti oldu, Ecevit kurdu  Azınlık hükümetini Demirel kurdu arkasından 12 Eylül ihtilali oldu. Devletin başındakiler ve onları destekleyenler Zincirbozan'a gönderilip hapsedildiler. Demokrasiye ara verildi. Yeni oluşumlar meyana geldi. Parti kurma çalışmaları istenildiği gibi gitmedi.  
    Her biri birbirinden mükemmel siyaset adamları türedi. Bunların arasında Adalet Parti'nin genel başkanlığına getirilen Süleyman Demirel de vardı. Her şey güzel giderken ve demokrasi rayına oturmuşken parti içinde anlaşmazlıklar zuhur etti. Süleyman Demirel rahmetli bazı konularda ısrarcı olamayınca partiden ayrılmalar oldu.      
     O zamanlar 41'liler harekatı olarak adı konulan (Adalet Parti'den ayrılanlar) Demokratik Parti'yi kurdular. Ferruh Bozbeyli'nin genel başkanlığında kurulan partide Yüksel Menderes, Cevat Önder, Faruk Sükan, Hilmi Türkmen, Talat Asal, Hasan Korkmazcan, Samet Güldoğan, Rasim Cinisli, Sadettin Bilgiç, Mehmet Turgut, Kadri Eroğan gibi zirve isimler vardı.  
    TBMM'de olumsuz gelişmeler yaşanmaya başlandı. Mesela inat politikası zirve yapmıştı. TBMM Meclis Başkanını birtürlü seçemiyorlardı.
    Askerler 12 Mart muhtırasını verdiler. Muhtıra okunacaktı ki meclisin en genç milletvekili, Demokratik Parti Grup Başkan Vekili Hasan Korkmazcan muhtıracılara karşı rest çeken bir konuşma yaptı. Ancak muhtıra verildi ve olan olmuştu. Partiler kapatıldı. Yeni siyasi oluşumlar ve seçimlere gidilinceye kadar Nihat Erim başkanlığında bir hükümet kuruldu. Bu hükümette Demokratik Parti dışında tüm partiler yer aldı.  
 
Milli görüş efsanesi doğuyor
Bu seçimin öne çıkan ismi ise Türkiye'nin siyasal yaşamında özgün ve önemli bir yere sahip olan İslami akımın öncülerinden Necmettin Erbakan'dı. Önce Milli Nizam Partisi ardından bağımsızlar hareketi devamında Milli Selamet Partisi ile günümüze kadar gelecek olan bir çizgi oluşacaktı. MSP ideolojik yaklaşımını 'Milli Görüş' başlığı altında kamuoyuna sunmuş, etkin bir örgütlenme modelini yaşama geçirmiş, işçiler için Hak-İş Konfederasyonu'nu kurmuştu.
 
    Her biri birbirinden mükemmel siyaset adamları türedi. Bunların arasında Adalet Parti'nin genel başkanlığına getirilen Süleyman Demirel de vardı. Her şey güzel giderken ve demokrasi rayına oturmuşken parti içinde anlaşmazlıklar zuhur etti. Süleyman Demirel rahmetli bazı konularda ısrarcı olamayınca partiden ayrılmalar oldu.      
     O zamanlar 41'liler harekatı olarak adı konulan (Adalet Parti'den ayrılanlar) Demokratik Parti'yi kurdular. Ferruh Bozbeyli'nin genel başkanlığında kurulan partide Yüksel Menderes, Cevat Önder, Faruk Sükan, Hilmi Türkmen, Talat Asal, Hasan Korkmazcan, Samet Güldoğan, Rasim Cinisli, Sadettin Bilgiç, Mehmet Turgut, Kadri Eroğan gibi zirve isimler vardı.  
    TBMM'de olumsuz gelişmeler yaşanmaya başlandı. Mesela inat politikası zirve yapmıştı. TBMM Meclis Başkanını birtürlü seçemiyorlardı.
    Askerler 12 Mart muhtırasını verdiler. Muhtıra okunacaktı ki meclisin en genç milletvekili, Demokratik Parti Grup Başkan Vekili Hasan Korkmazcan muhtıracılara karşı rest çeken bir konuşma yaptı. Ancak muhtıra verildi ve olan olmuştu. Partiler kapatıldı. Yeni siyasi oluşumlar ve seçimlere gidilinceye kadar Nihat Erim başkanlığında bir hükümet kuruldu. Bu hükümette Demokratik Parti dışında tüm partiler yer aldı.  
     Sonuç olarak 12 Mart 1971 tarihinde Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur tarafından Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a bir muhtıra verildi. Mektupta hükümetin istifası isteniyordu. Bunun üzerine Başbakan Süleyman Demirel istifasını sundu. Yeni kurulacak partiler üstü hükümet için CHP Kocaeli Milletvekili Nihat Erim, Başbakan seçildi. 26 Mart günü CHP'ye istifasını sunarak bağımsız bir başbakan sıfatıyla partiler üstü kabineyi kurdu.
     1971 muhtırası tam olarak amacına ulaşamamıştı. Ülkedeki terör, anarşi ve milli güvenliği tehdit eden unsurların önüne geçilememişti. 1972 yılında başta Deniz Gezmiş gibi birtakım devrimcilerin idamı üzerine olaylar daha da alevlenmiş, silahlı çatışmalar artmıştı. Artık ülkede neredeyse her gün bir bomba patlıyor, bir kahve taranıyordu. Sağ ve sol görüşlü gençler üniversitelerde birbirlerine saldırıyordu.
    1979 yılına gelindiğinde darbenin ayak sesleri kendini göstermeye başlamıştı. 19 Temmuz 1980 tarihinde Nihat Erim'in suikasta uğraması da olayların patlak verdiği bir dönüm noktasıydı. Sonuç itibarıyla 12 Eylül 1980 gecesinde, düzenli bir biçimde Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından devlet yönetimine el koyuldu. İhtilal bildirgesi sabaha karşı Genelkurmay Başkanı Kenan Evren tarafından televizyonlardan bizzat duyuruldu. 1961 anayasası uygulamadan kaldırıldı ve bütün siyasi partiler kapatıldı. 1982 yılında Türkiye Cumhuriyeti tarihini değiştirecek yeni bir anayasa tasarlandı.
Askerler tarafından darbenin meşrulaştırılması için çatışmalara adeta izin verildi.  Türkiye'yi en çok yıpratan olayların ilk sıralarında yer alan darbelerden biri olan 12 Eylül darbesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi. Anayasa uygulamadan kaldırıldı. 
     12 Eylül darbesi ile Türkiye Cumhuriyeti, 27 Mayıs 1960 darbesi ve 12 Mart 1971 muhtırasının ardından silahlı kuvvetlerin yönetime üçüncü müdahalesini yaşadı.
      Siyasi partiler kapatıldı, parti liderleri gözetim altında tutuldu, yargılandı. Türk siyasetinin yeniden tasarlandığı ve yaklaşık dokuz yıl süren askeri düzende, 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
    Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 517 kişiye idam cezası verildi. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. Sıkıyönetim komutanlığı operasyonlarda ele geçirilen silahlar hakkında açıklama yaptı.
   Demokrasiye geçiş kolay olmadı. Başta Demirel olmak üzere zamanın liderlerine ve hatta arkadaşlarına parti kurma yasağı getirildi. Ancak üç parti girebildi seçimlere. Rahmetli Turgut Özal liderliğinde kurulan Anavatan Partisi rakiplerine fark atarak iktidar oldu. 
     İhtilal sonrası iktidar olmasına rağmen Özal tüm zorlukların üstesinden gelmeyi başardı. Dünya ülkeleri ile barışık bir sistem kurdu. Yokluklar ülkesi Türkiye’de akaryıkıt, tüp, yağ, sigara, şeker vs ürünleri kısa sürede çoğalttı. Bir telefon almak için senelerce sıra beklenirken hemen telefon alma imkanı gibi birçok olumlu başarılar elde edildi. 
     Çağdaş ve akılcı bir yönetimle idare edilen ANAP Rahmetli Özal’ın Cumhurbaşkanı olması ve Mesut Yılmaz’ın partinin başına geçmesi ile özelliklerini kaybetti ve nihayetinde kapatıldı. 
                                                                                                                            Mehmet Akyol 
 
 

Google+ WhatsApp

Bu Yazı ve Haberle ilgili yorumunuz...