KADIN CİNAYETLERİNİN KÖK NEDENİ?

KADIN CİNAYETLERİNİN KÖK NEDENİ?


 

Bu konuda yazmayı çok düşündüm, kendime sorular sordum; içeriği çok geniş, hayatın içinde ve içinden çıkılmayacak kadar karmaşık, çok ağır bir konu, neresinden tutsam elimde kalan bir konu. Bu konu, yıllarca kanayan yara yeni ve sonradan zuhur etmiş değil, insanoğlunun yaratılmasıyla başlayan, derin, ucu bucağı görülmeyen ama günümüzde de içimizi yaralayan, kanatan ağır bir konu.

Böyle olumsuzluklar olduğunda, bu tür haberler duyduğumuzda öfkemiz alabildiğine kabarıyor, “İdamı getirelim, katil meydanlarda sallansın, cesedi darağacında koksun, herkese ibret olsun bak o zaman yaparlar mı?” diye bende çok söyledim, yazdım çizdim. Ama bunca olandan sonra, şimdi anlıyorum ki öyle idamla, müebbetle ya da uzun yıllara mahkûm edilmekle halledilecek bir konu değil.

İnsanım diyen ama insanlıktan çıkmış, tamamen şeytanlaşmış bu canavar yaratık!.. Bizim yüzüne bakınca insan dediğimiz bu acayip mahlûk, neden yıllarca evini, ocağını, yatağını paylaştığı, severek çocuk dünyaya getirttiği bir kadını öldürür kaldı ki; ayrıldıktan sonra kendisine ait olmayan bir kadını öldürür? İşte konunun can alıcı yeri burası, can alıcı soru da zaten  burada.

Bu konuda derine inmek, çözümü derinlerde aramak gerekiyor çünkü sorun derinde. Örf, âdet, gelenek, görenek ne derseniz deyin, toplumumuzda erkek evlat kız evlada nazaran biraz daha çok sevilir. Bu sevginin birkaç nedeni var:

Birincisi, düşmana karşın vatanını kurumak. İkincisi namusunu koruyup ona halel getirmemek.Üçüncüsü, soyadını devam ettirme güdüsü.                                                                                                                                                              

Bunlar güzel şeyler ama bunlar ileri götürüldüğünde, abartıldığında, erkek çocuk dokunulmazlaştırıldığında hatta ilahlaştırıldığında böyle bir sonuç kaçınılmaz olmakta, kendi ellerimizle böyle bir sonuca neden olmaktayız.

Ne hazindir ki erkek çocuklarda bu haletiruhiyeyi yaratan, destekleyen, uygulamaya geçmesine yol açan da genelde annelerdir. Şu sözleri çok duyarsınız annelerden “Kızım sen çay demle, oğlum gel çay iç, oğlan çocuğu bulaşık yıkamaz, dikiş dikemez, temizlik yapması ne kadar ayıp bu işler kadın işi. Erkek sel kadın göl” Bu sözleri hepimiz duymuşuzdur öyle değil mi? İşte erkeği havalara sokan, bilinç altına bu olumsuz duyguların yerleşmesine neden olan etken de budur. Böyle yetişen bir erkek kadını sahipleniyor, iaşesini, karşılamasa bile onun sahibi olarak bilinç altında kurallar ve kırmızı çizgiler yerleştiriyor, bu suretle böyle vahşeti yaşattığında kendini haklı görmenin onlarca sebebi zihninde hazırlamış oluyor zaten.

Bu durumda sadece erkekte mi suçun tamamı günümüz kadınlarının da bitmeyen arzu ve istekleri de bu konuda olumsuz  bir etken değimlidir geçimsizliğin ana suçlularının %60 erkeklerdeyse %40 kadınlarda dır erkeğinin gelirini bildiği halde durmadan erkeğin yarasını kaşıyan kadınlarında bu konuda masum olmadıkları bir gerçektir ama ne olursa olsun asla bu durum gerek kadın olsun gerek erkek olsun öldürme sebebi olmamalıdır

Oysa çocuklarımızı yetiştirirken, gerçek kültürümüzün gereği ve dinimizin emirleri doğrultusunda kız ve erkek çocuklarımızı eşit şartlarda yetiştirmiş olsak, kadının da erkek gibi bir birey, kardeş, ana olduğunu, cennetin onun ayakları altına serildiğini beyinlerimize yerleştirsek inanıyorum ki değil öldürmek el dahi kaldıramaz, kıramaz, incitemeyiz.

Tabii ki kanunlarımızda çok caydırıcı hüküm ve gücü var ama bu vahşeti göze alan birinin bu hükümleri, bu kanunları aklına getirdiğini düşünmüyorum. Kanunlar nispeten caydırıcıdır ancak konunun çözümü için yeterli değildir. Asıl çözüm ebeveynlere düşmektedir. Kız ve erkek çocukların, eşit şartlarda, karşıdakinin ve kendisinin hak ve hukukunu bilen, karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesi içinde, ahlaki ve manevi değerlerle de mücehhez yetiştirilmesinde yatmaktadır. Ne kadar örnek olur bilmiyorum ama şöyle bir duyum almıştım,  hatta benim fikrime başvurulmuştu bir konuda. Bir hanımefendi kendi harcamalarını çok ve gereksiz bulan eşinin bazı harcamaları kısmasına kızarak eşinden yatağını ayırmış kendince eşine ceza vermek istemiştir. Eşi bu duruma çok sinirlenmiş, neredeyse ayrılık aşamasına gelmişlerdir. Çocuklar huzursuz, aile huzursuz… Durum bir şekilde bana intikal etti, ben de ayrılığın çözüm olmadığını ve eşinin ne kadar harcama yapması gerektiğinin hesabının yapılması gerektiğini söyledim.  Kadın sigara içmekteydi, zaten sıkıntının ana kaynağı da kadının sığara içmesiydi.  Ailenin huzurunu sıgara bozmaktaydı. Ben de “Hanımefendinin gerekli olan harcamalarına destek ver ve ne zaman sizi arzu ederse o zamana kadar sakın rahatsız etme, sabır insanlığın en büyük ilacıdır, hiçbir yanlışa mahal verme, bu aranızdaki buzlar zamanla çözülecektir” diyerek tavsiyelerde bulundum ve ailenin yıkılmasına mani olmaya çalıştım. Dediğim gibi, zaman her şeyin ilacı olduğu gibi bu durumun da çözülmesini sağladı.

Konumuza dönecek olursak, biz Müslümanlar olarak sabretmeyi becermiyoruz, öfkemize yenik düşüyor, nefsimizin emirleriyle yaşamayı kendimize hak görerek yanlışlara her zaman davetiye çıkarıyoruz. Ondan sonra da kalkıyor laf salatası yapmaya çalışarak “Kadına el kalkar mı, kadınlar başımızın tacı” gibi sözlerle erkekler olarak kendimiz olmaktan çıkıyor tabiri caizse tahkiye yapıyoruz.

Sözlerimizi toparlayacak olursak: Bu konu, ailedeki temel eğitimden sonra, okullarımızda insana saygı dersleri adı altında ders haline getirilmeli, kadının erkeğine erkeğin de kadına saygı duymasını fikrinin temel hayat felsefesi haline gelmesini sağlamalıyız. Ne erkek kadının sahibidir ne de kadın erkeğin malıdır, tersi de olmamalıdır. Değerli yazar Halil Cibran’ın dediği gibi “birbirinizi seviniz ama asla aynı lokmayı çiğnemeyiniz; birlikte sarmal dolaş olunuz ama bir gün ayrılacağınızı ve ayrı mezarlara konulacağınızı asla unutmayınız.” Sözün özü: Birbirinizi tabii ki seveceksiniz ama ayrılık olmuşsa iki yabancı olmanız da ya da yolları ayrılmış iki dost, iki arkadaş kalmanız da mümkün olmalı. Kimse kimsenin asla sahibi olmamalı. Onun için de illaki eğitim şart. Kadın erkek sevgisinin de ayrılığının da yolunun eğitimden geçtiği bir gerçek. Kadında insanlığın anası olarak erkeklerden farklı özelliklerin ve güzelliklerinin olduğunu eğitim yoluyla çocukların beyinlerine sokmalı diyerek aşağıdaki şiirimle erkeklerin takiyye ve popülizm yaptıklarını dile getirmeyi arzu ettim. Saygıdeğer okurcularıma saygı ve sevgilerimi yolluyorum.

 

GERÇEKLER SÖYLENMİYOR

 

Kadın  hakkı  diyen  kadının oğlu,

Neden tam  gerçeği  söylemezsiniz,

Her zaman horlandı kadınlarımız,

Neden  tam gerçeği  söylemezsiniz.

 

Anamız   bacımız   karımız  deriz,

Elinden  baklava  börekler   yeriz,

Gurura   yenilip   bazen   döveriz,

Neden tam gerçeği söylemezsiniz..

 

Mekanı   koruyan   ballı   arımız,

Hayat bahçemizde bizim yarımız,

Özel  konularda  gerçek  sırrımız,

Neden tam  gerçeği söylemezsiniz.

 

Kadın  yüce  varlık  saygıyı bilsek,

Sevgiyle    sarılıp   onunla  gülsek,

Varsa gözünde yaş  oturup  silsek,

Neden  tam gerçeği söylemezsiniz..

 

Kadınsız yaşanmaz söze ne gerek,

Kadınlar  anadır bi hakkın verek,

Güzel söz  ederek  matemi  yerek,

Neden tam  gerçeği söylemezsiniz.

 

Dumanoğlu  derki  suçlu  anadır,

Çocuğu   erkekse   sevgi   onadır,

Kızların  hizmeti  hep  oğlanadır,

Neden tam gerçeği söylemezsiniz

Google+ WhatsApp