İNSAN HAYITININ ÖNEMİ VE CORONA 19 'UN HİKET-İ İLAHİSİ

İNSAN HAYITININ ÖNEMİ VE CORONA 19 'UN HİKET-İ İLAHİSİ


Kâinatta canlı sayısız varlık var. Bunların kimisi görünüyor, kimisi görünmüyor. Bunların her biri ait oldukları grup içinde sınıflandırılmıştır. Bunlar arasında özel bir yeri olan varlık insandır. O görülebilen veya görülemeyen bütün canlılardan çok farklıdır; kendine özgü bir özeliğe sahiptir. Bu özellikleri onu insan yapar. Kendi varlığının farkında olan herhalde tek varlık insandır; hayvanlar âlemine giren canlılardan kendilerinin varlığını bilen başka bir varlık varsa bile o, varlığının bilincinde mi değil mi tam anlamıyla henüz bilinmiyor. Kur’an’da canlı varlıkların (bitki ve hayvan) bazılarından söz edilmektedir, fakat insana yer verildiği kadar onlara yer verilmemektedir. Kur’an’da bitkilerden de söz edilmektedir. Hem hayvanlardan ve hem de bitkilerden daha çok Allah’ın yaratmasını anlatmak veya insanların onlardan ders alması amaçlanmış görünmektedir. Bunlardan söz edilmesini ve misal getirilmesini elbette en iyi bilen Allah’tır. Şurası da bir gerçektir ki insanın dışında hiçbir başka varlık medeniyet kuramamış ve eşyayı iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış gibi herhangi bir şekilde değerlendirememiştir. Bu Allah’ın yaratıklarına verdiği bir lütuftur; hepsi de kendilerine verilen yeteneklerinin ve özelliklerinin gereğini yapmaya memurdur.

Nitekim Allah “insanın en güzel biçimde yatıldığı” nı Kur’an’da ifade etmektedir. “İnsanın aşağıların aşağısına indirildiği “de yine Allah’ın Kur’an’daki beyanıdır. İnsan Allah’ın böyle yaratmasına mazhar olan ve O’nun hitabına muhatap olan yegâne varlıktır. Çünkü ona hepsinden farklı olarak akıl verilmiştir. Böyle bir yaratılış özelliği olan insan, aynı zamanda sorumluluk taşıyan bir varlıktır. Yani “kendi başına başıboş, sorumsuz” da değildir.

Diğer yandan insan cesurdur. Nitekim diğer varlıklar Allah’ın teklifini ret ederken, “Allah’ın dünya da halifeliğini” yüklenen ve “cahil” varlıktır. Fakat o, bu cehaletini, bilgisizliğini yine verilen akıl özelliği ile çözmek, gidermek, bilinmeyenleri araştırmak ve açığa çıkarmak durumunda olan tek varlıktır. İnsanın sorumluluğu işte bu özelliğinden ve donanımından gelmektedir.

Yine Kur’an’ın ifadesiyle insan, “böbürlenen, efelenen, nimete doymayan, dünyaları kendinin yarattığını sanan, yeryüzünde yürürken başını göğe değecek, ayakları ile yeri delecek sanan” bir varlıktır. Tarih sürecinde insanın kibri, ihtirası, efeliği ve jandarmalığı yüzünde ne medeniyetler batmış, ne canlar alınmıştır. Dünyayı sadece kendi mülkü sayan hırslı insanlar ölümü hatırlamadan hiç ölmeyecekmişçesine mala, mülke ve servete sahip olmak için çalışmış ve yaratanını hiç aklına getirmemiştir. Ama sonuçta ölüm böylelerini de yakalamış ve bu dünyadan kaybolup gitmişlerdir. Tarihe bir bakılınca nice kralların, sultanların ve türlü türlü saltanat sahiplerinin gelip gittiği görülür. Tarih tekerrür ettiği için insan bunların hiç birinden ders almamıştır. Şu da belirtilmeli ki insanların önüne düşenlerin cümlesi, kendilerinin daha akıllı ve güçlü olduğu düşüncesiyle bütün bunları yapmışlardır ve yapmaktadırlar. Diğerleri de, iç özgürlüğünü kazanamayan ve kime kul-köle olacaklarını bilemeyenler,  güya özgürlük için onların bağlıları, emir kulları haline gelenler el birlik medeniyetler yıkıp canlar almışlar ve almaktadırlar. Bu da insanın Kur’an’da ifadesini bulan “cehûlâ” olduğunun bir göstergesidir.

Bunlar, üstat İnsan da Necip Fazıl Kısakürek’in  dediği gibi:

 Ya Allah’a baş eğer, Hiç kimseye eğmesin. Ya da herkese baş eğer, Hiçbir şeye değmezsin.

Gerçekten mal ve mülkün asıl sahibinin Allah ve insanın bunların bir emanetçisi olduğu bilinse, yeryüzünde hakkın tesisine çalışılır; her türlü zulme karşı durulur; kendilerini birincil akla sahip olduklarını sananların kandırmalarına veya oyunlarına gelinmez. Gücü esas alan toplum ve devletlerde insanlar hep saf duygularının kurbanı olurlar; onlar aklı başında lider sandıklarının kurbanı olurlar, ama uğruna ölmeye razı oldukları beyleri, ağaları lüks ve israf içinde tantanalı bir hayat sürerken onlar sıradan bir dünya hayatına eyvallah derler. Gücü (bu güç siyasî veya mal, mülk, servet anlamınadır)  elinde bulunduranlar aslında güç sahibi kişiler değillerdir. Çünkü “güç kuvvet sahibi Allah”tır. Onlar, insanları kendi arzuları doğrultusunda kandırabilen, yönlendirebilen ve kullanabilen zekâ kurnazlarıdır, bir başka deyişle şeytanî zekâya sahip olanlardır.

Kur’anî ifadeyle “inanalar iyiliği emreden ve kötülüğü engelleyenlerdir”. Bunlar aynı zamanda “diğerlerine örnek olarak çıkarılmışlardır”. Güya bakılırsa bu şeytani zekâlılar, sözde huzur ve özgürlük için çalışmaktadırlar; ellerinde ve yaratılış özellik ve yeteneklerindeki bu imkânları daha müreffeh yaşanılabilir bir dünya için kullanmaktadırlar. Onların bu arzuları için kendilerini feda eden sürüler de yaptıkları işin haktan yana mı, yoksa zulümden yana mı olduğunun hiç farkında olmayan zavallılardır.

Yaklaşık beş altı aydır bütün dünyanın başına Corona 19 denen bir virüs belâ oldu ve güç sahipleri de, onların bağlıları, köleleri de ve hak nizamdan yana olanlar da bütün güçleri ile bu virüsle mücadele ediyor. Bu virüs canlar alıyor, acı ve ızdırap içinde insanların ölümüne sebep oluyor. Fakat zengin-fakir, genç-yaşlı, memur-amir, alim-cahil, devlet başkanı ayırımı yapmadan hepsini de evlerinde mahkum tutuyor. Hani mülkü olanlar, hani dünyaya hükmetme planları yapanlar, neredesiziniz? Ölçüye ve tartıya bile gelmeyen ancak büyüteçlerle görülebilen bir virüsü niye yenemiyorsunuz? On odalı, yüz odalı evleri olanlar, niye buralarda arkadaşlarınızı ve misafirlerinizi ağırlayamıyorsunuz? Çok sevdiğin kişilerle niçin buluşamıyor; uğruna rezidans kiraladığın veya satın aldığın sevgilinle veya metresinle niye bir araya gelip birbirinize sarılamıyorsunuz? Hani çok güçlüydün! Nerede kaldı efeliğin; sanki semayı delecek yükseklikte diktiğin gökdelenlerini imdadına çağırsana. Parası ve siyasî gücüyle bütün dünyaya çaka satan ve egemen olmak isteyenler neredesiniz. Bu felakete bir çare bulsanıza! Bulamazsınız. Yine iş, Hakkın yanında yer alan zavallı güçsüz hekimlere, bilim adamlarına kaldı. Ne yazık ki bu şeytanî zekâlılar, bu hekimlerin ve bilim adamlarının gece gündüz her türlü enfektenin kucağına kendilerine atarak bulacakları veya buldukları buluşlarını, yarın yine kendi çıkar ve emperyal arzularında kullanacaklardır. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ayrıca bu gün içinde yaşadığımız bu durumun, Corona 19 virisünün müsebbibi ve müsebbiplerinin bu istismarcı ve emperyal güçlerin olmadığı ne malum!

Güç sahipleri de onların bağlıları da, mutlaka hesaba çekileceklerdir. Hesap gününü düşünen ve ona göre yaşayanlara ne mutlu! 10. 06. 2020

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Google+ WhatsApp