İDLİP SORUNU BÜYÜK BOYUT KAZANDI

İDLİP SORUNU BÜYÜK BOYUT KAZANDI


Cumhurbaşkanımız, İdlib'deki durumu görüşmek üzere dün Rus Lideri Putin'i ziyaret etti. Neydi mesele Türk Ordusunun İdlib'de kurduğu gözlem istasyonlarının etrafı Suriye Ordusu tarafından çevrilmiş ve bizi tehdit eder boyuta gelmişti.
Ne dedi Putin, Türk Devletinin kendi sınırlarını koruma hakkı vardır ama İdlib'te teröristler var onların temizlenmesi gerek. Peki Suriye ve Rusya'nın İdlib'deki terörist dedikleri kimler? Türk Ordusunun desteklediği ve eğittiği Suriyeli muhalifler değil mi?
Elbette ki bunların içerisinde farklı gurupların olduğu bir gerçek ama Suriye'ye göre en önemli terörist grup Suriyeli rejim muhalifleri, yani bizimle birlikte harekat edenler.
Şimdi gelelim bu duruma nasıl geldiğimize.
AKP nin eski Başbakanı Ahmet Davutoğlu diyordu ki 'Cuma namazını Şam'da kılarız. Şimdi 7 senedir neredeyiz? Şam'a gidebildik mi? Gidemedik ve bu bataklığın içerisine ABD nin oyunu ile bodoslamasına daldık. Çünkü ABD kendi politikası gereği bizim ile Suriye'nin karşı karşıya gelmesini,önce Suriye'nin en az üç parçaya bölünmesini,arkasından da bir kısmı Suriye, bir kısmı ise Türk toprakları üzerinde bir Kürt Devletciği kurulmasını istiyor ve planını parça parça uyguluyordu. Biz bu oyunu anladığımızda iş işten geçmiş,ABD ağır silahlarıyla PKK/YPG yi beslemeye başlamıştı bile. Sadece bu mu? Başka başka hatalarda yaptık. Neler diyeceksiniz? AB'nin sınır bekçiliğine soyunduk, Suriye'den kaçanlara kapılarımızı açtık ve 6 milyon Suriyelileri beslemeye başladık hem de 50 milyar dolar masraf ederek. Bu da yetmedi ABD ye inat Astana zirvesini yaptık Rusya ve İran ile işbirliğine giderek başka bir blokta yer almaya çalıştık, ABD den alamadığımız silahlara karşılık Rusya'dan S400 savunma sanayi silahlarını almaya başladık.(Sadece bu konuda haklı olduğumuzu ifade etmem gerek)
Yani kısacası dış politikada ne İsa'ya ne Musa'ya yaranabildik.
Yeniden başa dönmeye ABD ile sınır güvenliğimizi sağlamaya 'Güvenli Bölge' oluşturmaya çalışıyoruz ama bu defa da Rusya'yı kızdırıyoruz o da Şam hükumetine destek vererek bizi İdlib'te sıkıştırmaya başladı.
Kısacası, Cumhurbaşkanı'nın dış politikada dediği 'Kazan Kazan' söylemi ile iç politikadaki 'çözüm süreci'; Ahmet Duvutoğlu'nun 'stratejik derinlik' politikası,ne de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun bu çizgideki görüşleri bizi çıkmaza sürüklenmeden kurtaramamıştır. 
Dış politikada hesaplar yanlış yapılmış, bu yanlış hesaplar ne yazık ki bu defa Bağdat'tan geri dönmemiş,Şam'a gömülmüştür.
Son bir cümle de şunu söylemek istiyorum: Şimdi güneyimizde oluşturmaya çalıştığımız 'Güvenli Bölge' belki 10 yıl sonra orada bölgesel bir Kürt Devletinin kurulmasının ilk adımı olacaktır.Bu görmemek ya körlük ya da bilerek 'LADES' demektir.

Google+ WhatsApp