EMEKLİ ALBAY ALP KIRIKKANAT’IN ESKİ CEZAEVİ TOPLANTI SALONUNDA YAPTIĞI KONUŞMA

EMEKLİ ALBAY ALP KIRIKKANAT’IN ESKİ CEZAEVİ TOPLANTI SALONUNDA YAPTIĞI KONUŞMA

“Evet sayın başkanım, teşekkür ediyorum bu imkanı verdiğiniz için, sizler gibi seçkin bir grbun karşısında olmaktan da ayrıca onur duyuyorum. Efendim ben emekli bir deniz subayıyım.1987 yılında Deniz Harp Oklundan mezun oldum. Tabi ş andaki bizim konumuz Devlet yönetiminde idarecinin rolünden hareketle ben şunu söylemek istiyorum. 1987 yılında donanmaya katıldığımızda gemilerimizin büyük bir çoğunluğu Amerika Birleşik Devletleri menşeiliydi; ya satı alınmıştı ya da hibe alınmıştı. Bizlerde o zaman genç subaylar olarak katıldığımız zaman, gemilerde subay salonları vardır, bizim ortak yaşam alanı.

       Yemek yediğimiz, televizyon seyrettiğimiz, konuştuğumuz… Birde komutanların kamaraları vardır. Tabi Amerikalar bir gemiyi teslim ettiklerinde her şeyi ile birlikte teslim ediyorlar. Bu kamaralarda sarı pirinçten sarı levhalar vardı. Levhanın üzerinde ş yazıyordu İngilizce olarak:”… “CAPTAİN WORD İS LAW” Yani: “Kaptanın sözü Kanundur.”

Konumuzda Devlet yönetiminde idarecinin rolü olduğu için şimdi siz diyeceksiniz ki “Captain' word is law man!.” Astığınız asık, kestiğiniz kestik mi? Hayır! Burada ince bir nüans var. Nüansta şu: “siz denizin ortasında her şeyiyle Allah’la baş başa!... Soracağınız bir aracı yok, danışacağınız hiç kimse yok; denizin ortasındasınız, dokuz, on saatten önce size yardım gelmez. Sonuç itibariyle söylediğiniz her şey kanun kabul edilir ancak, her şey emir kabul edilir ancak, size bu yetki verilir; birde bunun sorumluluğu vardır. Ben burdan hareketle, devlet yönetiminde yöneticinin rolü kapsamında yöneticinin en önemli vasfının sorumluk bilinci vasfının olması gerektiği kanaatindeyim.

Ben 2011 yılında emekli oldum. Emekli olduktan hemen sonra esasına girmeyeceğim sayın başkan Balyoz davası ile tutuklandım, 2 senede içeride... Biz o zaman kendi kurumumuzda yönetici arıyorduk, bun da söylemeden geçemeyeceğim. Bir insana sorumluluk vermekle, o insanın sorumluluk hissetmesi arasında çok büyük farklar vardır. Ben bunu tarihi örneği ile açıklamak istiyorum. General Patton, ismini duymuşsunuzdur. Generaldir bu. Bnn en büyük özelliği Normandiya çıkarması esnasında batıdan yapılırken bunlar General Montgomery ile birlikte güneyden, Sicilya üzerinden Almanya’yı sıkıştırmayı seçenlerden biridir. Bu General Patton, genç bir subayken, Amerikan akademisinde öğrenciyken buna Gelibolu’yla ilgili bir vazife veriyorlar, diyorlar ki: “Sen Gelibolu, kara muharebeleriyle ilgili bir etüt yap bakalım, karşılaştırmalı olarak. General Patton bu etüdü yapıyor. Bu etüd daha sonra adam ölüp gittikten sonra, 70- 80 li yıllarda bir Amerikalı Oramiral tarafından kitaplaştırılıyor, kitap haline getiriliyor ve ş anda da İş Bankası Yayınları arasında, ''Gelibolu Savunması, Bir Karagah Çalışması'' olarak görebilirsiniz. Burada çok önemli bir şey söylüyor, onu söylemeden geçemeyeceğim. O da şu, diyor ki: “İngiliz Subayları, Gelibolu’nun kara muharebeleri esnasında İngiliz komutanlar, o Gelibolu’nun Mart, Nisan soğuğunda çadırlarında önüne serilmiş haritalarda muharebeyi sevk ve idare etmeye çalışırken, diğeri… Diğeri dediği kim? Atatürk! Bizatihi askerinin başında, bizatihi cephede ve yerinde askerine kumanda ediyordu. Aradaki fark buydu” diyor.

     Şimdi buradan hareketle, sorumluluk duygusun ne olduğunu anlatmaya çalıştım. Eğer bir yöneticide sorumluluk hissi varsa ne vardır? 1-Kendine güven vardır. 2- Risk alır, bu çok önemli. 3’ncüsü, riski alan insan işi bilen insandır. Her türlü sorumluluğu alan kişi hesabını da vermekle mükelleftir, hesabı vermekten de asla çekinmez.

     Diğer taraftan, siz yönetici olarak astlarınıza, maiyetinize sorumluluğu aldığınızı hissettirdiğiniz anda o insanlar size güvenecektir. Sizin iş yaptırmanız çok daha kolay olacaktır. Ben gemilerde 13 yıl yönetimde bulundum. Beş yılı gemi komutanlığıydı. Gemi komutanlığım esnasında sevk ve idarede Türk askerinin bu özelliğine yakından şahit olmuşumdur. Atatürk’te o tarihlerde aynı şeyi yapıyordu diye düşünüyorum. Çünkü “Ben size ölmeyi emrediyorum diyen kişi, çadırdan veremez, bu mümkün değil. Zaten Patton’da aynı şeyi söylüyor. Adama sorarlar: “Sen ne yapacaksın diye?” yani sütre gerisinden; “Haydi çocuklar size ölmeyi emrediyorum!” denilemez, mümkün değil.

     Sonuç olarak, sorumluluk sahibi olmanın getirilerinden bahsetmiş olduk. Birde en son, şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim. Değerli bir emekli komutanımız şunu söylerdi: “Yaptığınız işi yaz, yazdığın işi yap” derdi. Bu çok önemlidir. Çünkü siz yaptığınız işi yazarsanız, yazdığınız işi yaparsanız ilanı gücü olursunuz ve aynı zamanda sorumluluk sahibi olursunuz hemde işi resmiyetle birleştirirsiniz.

    Her şey için çok teşekkür ediyorum, bir cümle ile. Ben son iki yıldır deniz gücümüzle ilgili, bu konularla ilgili makaleler yazıyorum. Hatta bu konuda bir kitabımda yayımlandı. “Aklım fikrim deniz” müsaade ederseniz bu kitabımı başkanıma arz etmek istiyorum. Saygılar sunuyorum."

Google+ WhatsApp

Bu Yazı ve Haberle ilgili yorumunuz...