BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ VE SORUMLULUKLARI

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ VE SORUMLULUKLARI


  • Büyükşehir Belediye Yasası ile köylerimiz mahalle yapıldı. Bu demek oluyor ki şehirde ne varsa köylerde de o olacak. Şehirlere sunulan hizmetler köylere de sunulacak. Bunu yapacak olan da öncelikle belediyeler. Ancak öyle bir yapı oluştu ki, Anakent belediyeleri ile ilçe belediyeleri arasında önemli bir uyumsuzluk yaşanıyor.

Yaklaşık 40-50 sene önce, Türkiye nüfusunun % 80'i köylerde, geri kalanı da şehirlerde yaşıyordu; bugün ise, toplam nüfusunun ancak yaklaşık % 5-10'u kırsal kesimlerde yaşamaktadır. Bu ilerideki yıllarda daha da azalacaktır; olaylar buna işaret etmektedir. Şu anda kırsal kesimlerde, özellikle de köyde yaşayanlar yaşlılardan oluşmaktadır; bunların herhangi bir iş yapmaları veya köye, üretime katkıda bulunmaları mümkün değildir. Ancak çok çok az sayıda insan üretime, tarıma ve kendisinin veya ülkenin kalkınmasına, girdisine katkıda bulunabilecek durumdadır. Devlet, İstenildiği kadar köylünün tarlasına dönüm başına katkıda bulunsun, hayvan ve süt yardımında bulunsun, bunların hiçbiri ne boşalan toprağı işlemeye ve ne de hayvancılığı ayağa kaldırmaya yetecektir. Çünkü toprağı işleyecek çiftçi de yok; hayvanları yayacak çoban da. Köye geri dönüş için gösterilen bütün çabalar, teşvikler ve projeler akim kalmakta ve akim kalmaya mahkumdur. Gerek ülkemizde ve gerekse başka herhangi bir ülkede şehre göçen, şehir hayatının kolaylığına ve yaşam tarzına alışan, onun çok az zahmetli imkan ve fırsatlarından yararlanmaya dadanan insanların, daha zor şart ve sınırlı imkan ve şartları olan kırsal kesime geri döndüğü nadirattandır. 

Ülkemizde çok hızlı bir şehirleşme yaşandı. Bunun sonucu olarak şehirler gecekondulaştı; köy gelenek, görenek ve kültürü de yok oldu; şehirler dejenerasyona uğradı; şehir yaşam biçimi kayboldu; yerini adı bilinmeyen veya konmayan bir yaşam tarzı aldı. Artan nüfus yoğunluğu soysal kontrolü imkansızlaştırdı; aile geçimsizlikleri ve boşanmalar; kadın-çocuk cinayetleri, şiddet, hırsızlık ve kap-kaç olayları her geçen gün artıyor. Aile bağları, akraba anlayışı ve komşu ilişkileri bozuldu ve değişti; yerlerine yeni bir gelenek oluşturulamadı. Her geçen gün toplum gittikçe heterojenleşiyor. Bu durum toplumun, milletin geleceğini adeta dinamitliyor. Toplumun bu yapısı, insanlar arasında anarşi çıkarıcılarının iştahlarını kabartıyor; bu iştah, içeriden ve dışarıdan kendilerine benzer aşırı uçları kendilerine çekmeyi ve onları kendilerinin veya gruplarının veya ülkelerinin çıkarına kullanılmalarını doğuruyor; bu iştah, aşırı uçları, gelenek ve göreneklerinden uzaklaşmış insanları, kendi veya ait oldukları ülkelerinin çıkarlarına kullanmak için besliyor. İşte her türlü ve addaki terör olaylarının ve kuruluşlarının temelinde bu aymazlık yatıyor.

Toplumsal değişme karşısında insan ve devlet ona göre düzenlemeler yapmalıydı; yapmadı veya yapılamadı. Fakat özellikle günümüzde hızlı değişime uğrayan toplumlar, kendilerini, davranış ve tutumların değişime göre ayak uyduracak şekilde derhal yeni düzenlemeler yaparak onları oturtmak yerine, değişime seyirci kalıyor. Olaylar patlak verdikten sonra da maddî ve manevî bütün gücünü bu olayları def etmeye harcıyor. Oysa öncelikle, daha terörün veya bezeri hareketlerin daha ayak sesleri duyulmadan, yapılacak şey, bu tür olayların ve kuruluşların çıkmasına fırsat vermeyecek önlem ve düzenlemeleri yaparak ülke insanını müreffeh bir hayata hazırlamak ve onları bu yolda harekete geçirmekti ve geçirmektir.

Bu söylediklerim bir düşünce veya hayal değildir: Ülkemizde ve çevre ülkelerde olup bitenlere bir bakılsın; iç ve dış iştahları kabarmış aşırılıklar hemen fark edilebilecek veya görülecektir. Dünyada, özellikle çevremizde ve ülkemizde olup biten olaylar sürecine şöyle bir bakmak ve düşünmek bize hak verecektir. Zira ülkemizde terörle mücadele, neredeyse, yarım yüz yılı buldu. Bu uğurda kaybedilen insan kaynaklarımız, verilen şehitlerimizin sayısı, maddî ve manevî kaybımız açıktır. Bu terör belasına harcanan kaynaklar yurt seferberliği yapılarak ülke kalkınmasında kullanılsaydı, son senelerde yapılan ileri atılımların çok daha ötesine varılmış olunurdu ve belki de terör belası olmayacak veya bitirilmiş olurdu.

     Büyükşehir Belediye Yasası ile köylerimiz mahalle yapıldı. Bu demek oluyor ki şehirde ne varsa köylerde de o olacak. Şehirlere sunulan hizmetler köylere de sunulacak. Bunu yapacak olan da öncelikle belediyeler. Ancak öyle bir yapı oluştu ki, Anakent belediyeleri ile ilçe belediyeleri arasında önemli bir uyumsuzluk yaşanıyor.

İdarî yapımıza son senelerde giren Büyük Şehir anlayış ve kararının, belki bu yönüyle de dikkate alınması gerekmektedir. Bu kararın bazı yönleri ile faydası vardır. Meselâ eskiden köy, şimdi mahalle olan yerleşim yerlerinin yollarının daha iyi şartlara kavuşturulması gibi. Bu yerleşim yerleri de sıcak asfalt ile buluşturuluyor. Çöpleri alınıyor, kanal ve şebeke suyu kanalları denetim altında, daha iyi bir hale getiriliyor. Güzel bir şey. Ancak buraların bazıları konumları itibariyle merkeze uzaktır. Bu, çok uzak mahallelere büyük şehir belediyelerinin, hizmet götürmesinde bir sorun oluşturabilir mi! Malum mahallelerin bazı alt yapılarının yapılması veya hizmetleri Büyük Şehir Belediyelerinin uhdesindedir. Diğer yandan, buralarda herhangi ziraî bir faaliyet yapılırken mahalle ve köy kanunları uygulamaları sorun oluşturur mu! Daha önce çok sayıda insanın yaşadığı çoğu köylerde, özellikle kış aylarında, hiç denecek kadar insan yaşamakta ve buralarda hiçbir etkinlik olmamaktadır. Ama mahalle statüsünde olduğu için, Büyük Şehir veya İlçe Belediyeleri merkezlerindeki mahallelere yaptıkları hizmetlerin aynısını buralara da götürmekle mükelleftirler. Bu taktir de bu, bir israf veya gereksiz bir hizmet olmaz mı! Bunlar daha da çoğaltılabilir. Bu yazdıklarım, daha çok konunun uzmanlarının düşünmesi ve gereğini yapması gereken olaylardır. Bunu ilgililerin ıttılaına arz ediyorum.

Google+ WhatsApp