Toplum Psikolojisi ve Toplumsal Hudut Meselesi

Toplum Psikolojisi ve Toplumsal Hudut Meselesi


    Toplum psikolosininülkeler arası hudutlarla ilgili olduğu söylemini duymak ilginçti doğrusu. En azından toplum psikolojisini anlamak için ülkeler arası hudutlara dikkat çekilmesi sanırım Covid – 19 pandemisi  ile ilgili.

   Mikroorganizmalar kıtalar arası sınırları aşarak tüm dünyaya yayılır ve hastalık üretirse pandemi söz konusudur. Toplum psikolojisi bu hudut ihlallerinden etkilenecektir tabii ki. 

   Bu hudut meselesi ömrüm boyunca bendenizin hep dikkatini çekmiştir. Ancak benim kafamı taktığım şey başka. Kişiler arası hudutlar. Davranış hudutları, sözde hudut, sukutta hudut, arda hudut, arsızlıkta hudut, modada hudut, estetikte ve çirkinlikte hudut. Edepte ve edepsizlikte hudut.

    Bilirsiniz ki ve hatta herkes bilir ki pek çok mefhumun zamana, yere ve kişiye hatta olaylara göre belirlenmesi, şartlara göre değişimin uygulanması gereken hudutları vardır.

    Wilson (2014) “İnsanlar davranışsal ve kültürel değişim için büyük kapasiteye sahiptir, ancak değişimi yönetme kabiliyetimiz hala sınırlıdır. Değişim modern hayatınmantrasıdır ” der.Uygun değişimleri bir erdem olarak bağrımıza basarız. Ancak kontrolümüzün ötesinde görünen istenmeyen değişikliklerden kaçmak için çaresiziz. Her düzeyde olumlu değişim arzuluyoruz. Bu değişimlere hudut çizmek pek kolay görünmüyor.

    Sosyolog Hüseyin Akyüz (2002, Erzurum), Kutadgu Bilig’de Sosyo-pedagojik ve Siyasal Söylemkitabında, “Eğer kültürel bir tavrı bilimsel bir anlayışı yada felsefi bir düşünce biçimini bireyin, dolayısıyla toplumun zihin ve gönül dünyasına yerleştirerek temel bir tavır haline getirmek istersek, ilk aklımıza gelecek şey, bireyin ve toplumun bunları anlayacak durumda olup olmaması meselesidir” der. Akyüz bunu, toplumun alımlama düzeyinin yada zihniyetlerinbuna uygunluğu ile bağlantı kurarak alımlama düzeyi düşük olduğunda,  olumsuz tavırların ortaya çıkma ihtimalinin çok yüksek olacağını vurgular. Ve devam eder: Fakat değişen toplum, bir yandan milli kimlik ve kişiliğini koruyor, diğer yandan da çağın geçerli bilgi ve düşüncelerini zirvede yakalayabiliyorsa, burada farklı bir durum söz konusudur. Bu farklılık toplumun sahip olduğu bilgi ve değerlerin birçok bakımdan yeni olanla benzerliğidir.

    Değişimleri kontrol edebilmek ve hudutları doğru çizebilmek bir toplumun hem bedensel, hem ruhsal hem de toplumsal sağlık ve düzeninde en belirleyici olan şeylerdendir. 

    Özgürlükte hudut, hürmette hudut!

    Trafikte de hudutlar vardır. Kırmızı ışıkta dur, yeşil ışıkta bekleme, otobanda 120km/ saatten fazla sürat yapma, 40 km/ saatten yavaş gitme...

    1990 yılının yazında Çorum vilayet merkezine geldim İskilip’ten. Nişan alışverişi yapacağım. Lacivert bir SW araba ile Saat Kulesi’ni geçtim, Hastane tarafına doğru yavaş, yavaş ilerliyorum. Park yeri arıyorum. Malum caddeler dar ve yol kenarlarına arabalar park edilmiş. Ama bana bir yer yok. Trafik polisi işaret etti. Belli ki öfkeli. Yanaştım, yan camı açtım ve durdum. “Buyurun” dedim. Öfkeli bir ses tonuyla  “Burası kordon boyu mu kardeşim yürüsene” diye çıkıştı. Ben de kendimi tanıttım; Memur bey ben buranın yabancısıyım. Durumum bu. Erzurum’dan geldim ne park edecek bir yer bulabiliyorum ne de bir park yeri biliyorum. Yardımcı olursanız sevinirim. O zamanlar insanlar birbirlerine karşı daha az hoyrattı sanırım. Tamam dedi, şuradan sağa dön, hemen sağda girilmez levhası olan bir sokak var, oraya gir ve park et. Eyvallah deyip dediğini yaptım.  

    Burada kaç hudut ihlali var? Varın hesabını siz yapın...

    Tabii şunu unutmadan bu soruya cevap verilmeli. Trafik polisinin olduğu yerde trafik işaretlerinden ziyade trafik polisinin yönergelerine uyulması kuralı geçerlidir.  Yer zaman ve kişiye göre reaksiyonların değişikliğe uğraması gerekliliği de bir hududa işaret eder.

    Belki ben yaşlandıkça hassaslaşıyorum ama, son zamanlardahudutsuzluğun da sınırlarının zorladığını düşünmeye başladım.

    Toplumun her kesiminde, tabiatta, tabiata muamelede, mekanikte, trafikte, öfkede, merhamette, sigarada, arabada, lükste, telefonda, alışverişte, pislikte ve hatta temizlikte “biraz had, biraz hudut ve saygı” diyorum!

    Stamkou (2019), toplumsal normları, yasaların gücüne başvurulmadan davranışı sınırlayan örtük veya açık kurallar olarak açıklar. Toplumsal değer yargıları genel olarak kuruluşlarda ve toplumlarda önemli yol gösterici ilkelerdir.

    Bizim yerleşik – biraz sarsıntıya uğramış olsa da- sosyal normlarımız neleri vaaz eder konusunu hepimiz anlayabilirmişiz  gibi görünüyor.

    İnsana saygı, öğretmene saygı, devlete saygı, millete saygı...Her cana saygı, eşyaya saygı, hatta hataya saygı !

   Anne babaya saygı. Küçüklere sevgi, mazluma merhamet. Mazlum olmayana da merhamet. Hududunca...

    Alfred Adler’ e göre bireysel psikolojinin amacı bireyin toplumsal uyumudur. Toplumsal uyumun da hudutları vardır.

    Normlar sosyal dünyadan ayrı olarak mevcut değildir; başkalarının ortak beklentilerini içeren bir toplumsal bağlam tarafından tanımlanır ve içine yerleştirilirler. Bu nedenle, norm ihlallerine verilen cevaplar, toplumun algılanan kültürel normlarına bağlı olabilir; bu, insanların belirli bir bağlamda nasıl davrandıklarını etkiler (Goode, 2002; Paluck  2012). Örneğin, pragmatik araştırmalar, sözlü akitlere (örneğin nezaket ilkeleri) meydan okuyan bireylerin değerlendirilmesinin büyük ölçüde kültürel bağlama bağlı olduğunu ortaya koymuştur. Bizim esnafımıza göre “söz senettir”...

    Yine de, sosyal normları takip etmek son derece uyumlu ve olumlu olduğu kabul edilse de, norm ihlalleri her yerde mevcuttur. Toplum norm ihlal edenlere nasıl tepki verir?

    Bir yandan, norm ihlal edenler, ifade ettikleri özerklikleri ve özgür iradeleri nedeniyle toplumun diğer bireyleri gözünde güçlü görünüyor olabilirler. Öte yandan, güç gösterisi şeklinde algılanan ve olumsuz sonuçlar doğurabilen norm ihlalleri toplumda ahlaki öfkeyi uyandırabilir. Bir çok psikolojik araştırma, norm ihlallerinin, toplumda öfke ve suçlama duygularında belirgin olan ahlaki öfkeye neden olduğunu bulmuştur (Helwe ve ark; 2008; Kam & Bond, 2009; Ohbuchi, 2004; OhveShi, 2009; Kilduff, 2009; Gündemir ve Stamkou, 2011).

    “Hudutları zorlama. Toplumsal normlara, kurallara ve ahlaki değerlere uy” şeklinde bir feryat, toplumlarda istenmeyen değişikliklerin olduğuna, toplum vicdanının zedelendiğine, bireysel ve toplumsal ruhsal dengenin zorlandığına işaret eder.

   İletişimde de mesafeve hudut olmalı. Bir de  şu yaşadığımız günlerde “sosyal fiziksel mesafe” hududunu ihlal etmemeli insanoğlu. Herkesin sağlığına saygı; kendisinin ve diğerlerinin. Hem bedensel, hem psikolojik...

   Konuşmada, telefon kullanmada, yemede, içmede, dedikoduda...

    Çatal kaşık kullanma tarzını önemseyişimiz kadar, iletişimdeki hak ve nezaketin hudutlarının önemsenişi!

   Grup içi etkileşimlerde de hudutlar düzgün çizilmiş olmalı. Tıpkı grup terapisinin belli hudutlar içinde cereyan etmesi gerekliliği gibi.

    Haddi kadar, hududu kadar. Ne eksik ne fazla...

   Esen kalın.

 

 

Google+ WhatsApp